• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Buharkent-ziraat-odas%C4%B1-275153702604520/?fref=ts
BUHARKENT ZİRAAT ODASI

ESAT AVCI'NIN "AYDIN DESTANI" KİTABI ÇIKTI...

 

Aydın Destanı”nın Yazarı Esat Avcı: “Aydınlıların Tonlarca Altını Nereye Gitti?”

Esat Avcı'nın Millî Mücadele ve Kurtuluş Savaşı yıllarında büyük kahramanlıklar gösteren Aydın efelerinin hayatından kesitleri anlattığı yeni kitabı “Aydın Destanı”, Aydın Türk Ocağı tarafından gerçekleştirilen imza günü ve söyleşi ile hem basına, hem de Aydınlılara tanıtıldı.



Çocukluk yılları boyunca yaşayan kahramanların kendi ağzından dinlediği Kurtuluş Savaşı'nın gerçek hikayeleriyle büyüdüğünü, duyduğu bu muhteşem kahramanlıkları yazmayı polislik yaptığı yıllar boyunca çok arzuladığını, bu nedenle kitabı büyük bir heyecan ve tutkuyla yazdığını belirten Avcı, “O yıllarda yaşanan acıları, işgalin dehşetini ve atalarımızın fedakârlıklarını bizden sonraki nesillerimizin öğrenebilmesi için mümkün olsa bu kitabı binlerce bastırıp kendim ücretsiz bütün çocuklara ve gençlere dağıtmayı isterdim” dedi.



23 Ekim 2010 tarihinde Aydın Türk Ocağı'nda gerçekleşen kitap tanıtım etkinliğini düzenleyen Aydın Türk Ocağı Başkanı Dr. Eyüp Doyuran, kitabı ilk eline aldığında ve sayfalarına göz attığında yaşadığı duyguları anlatarak, kitabı ve yazarını tanıtan etkileyici bir konuşma yaptı.



Doyuran kitaba konu edilen olaylarla ilgili olarak özetle şunları dile getirdi:



“Millî Mücadele yeterince ele alınmış değil. Bu konudaki sözlü kaynaklarımız maalesef vefat edip gittiler.



Bu kadar yakın bir tarihle ilgili çalışmalarımız maalesef çok kısır bir sayıda. Hele hele bazı konular var ki hiç üzerinde durulmamış.



Mesela İstiklal Savaşı sonrasında Aydın'da nüfus kalmamış. Bunca katliamdan sonra, göçlerden sonra, hele hele soyulduktan sonra, yakılmadık bina, tarla kalmamışken, Aydın'ın maddi değerleri yağmalanmışken, küçükbaş hayvanları bile amaçsızca katledilmişken, biz bu konuları çok fazla ele almıyoruz, günyüzüne çıkarmıyoruz. Bunlarla ilgili çalışmalarımız çok sınırlı.



Aydın Türk Ocağı olarak Yunan işgalini, katliamlarını unutmuyoruz, bu konudaki hafızamızı canlı tutmaya çalışıyoruz. Aydın'ın işgalinin yıldönümü olan 27 Mayıs'larda programlar yapmaya çalışıyoruz. İşte hemen kuzeyimizdeki Gözpınarı'nda 22 Ağustos 1922'de yaşanan katliama özellikle insanımızın ilgisini, dikkatini çekmeye çalışıyoruz ki orada mezbelelik halinde duran bir şehitliğimiz var. O şehitliğimizin ihya olması için, ziyarete açılması için çaba sarfediyoruz.



Bunu bir görev olarak kabul ediyoruz.



Aydın'ın Millî Mücadele'de yaşadıklarını bilmeden, Aydın'ın bugününü doğru değerlendiremeceğimize inanıyoruz.



Bundan 100 yıl önce şu an Ticaret Odası'nın bulunduğu bölge, Gümrükönü olarak adlandırılan bölge 100 civarında banker ve bankayı içeriyordu. O bölgede çok canlı bir ticaret vardı. 100 yıl önce bunlar varken bugün Aydın'ın ticaretine, ekonomisine bakın, yokluk içerisinde kıvranan insanlara bakın.



Aydın'ın nüfus yapısını, ekonomisini, ticari durumunu, sosyal ve siyasi davranış şekillerini nasıl izah edebileceğiz? Elbette ki bu geçmişi çok iyi anlayıp kavrayarak izah etmemiz mümkün. Dolayısıyla Milli Mücadele süreci gerçekten iyi bilinmesi ve değerlendirilmesi gereken bir dönem.



Aydın Destanı kitabının kapağından itibaren göz gezdirdiğimde daha en başta farklı bir eserle karşılaştığımı hissettim. İçerik ve sunum olarak klasik kitap kültürümüzün biraz dışında bir sunum vardı. Gerçekten adına uygun, destansı bir üslupla aktarılmış. Kitabın içeriğini, ancak baştan sona okuduğumuzda daha iyi değerlendirebiliyoruz.



Yazarımız Esat Avcı Aydınlı. Uzun yıllar Aydın dışında görev yapmasına rağmen, eseri de buram buram Aydın havası kokuyordu. Kitabı bir solukta okuyup bitirdim. Hep Aydın'ı, köylünün bir günlük hayatını, Aydın bölgesinin iklimini, bitki örtüsünü bir Aydınlı olarak Aydınlı kelimelerle, Aydınca'yla anlatıyor.



Kitap, Ege'nin niçin paylaşılamadığını, dost gözüken düşman ülkelerin niçin Ege'ye göz diktiklerini anlatırken, 100 yıl öncesinin çok önemli bir gerçeği olan Zeybeklik kurumunu, Aydınlının zeybekliğe bakışını çok gerçekçi bir yaklaşımla anlatıyor. 'Aydınlının kanında vardır efelik' diyor, 'Hele Koca Arap çalıyorsa...' Aslında Koca Arap zeybeği zeybeklikte son nokta, klasik bir eser. Dün akşam biz burada Veda filmini izledik.



O filmde 2 ayrı sahnede Mustafa Kemal'in Koca Arap'ı oynayışını gösteriyordu. Bu da bir sembol aslında. Vurgu Koca Arap'ın zeybeklikte son nokta olması.



Kitapta yer yer satır aralarında zeybeklik ile ilgili de bilgiler veriliyor, Millî Mücadele ile ilgili bilgiler aktarılırken ünlü efelerle ilgili olarak da tarihe not düşülüyor.



Osmanlı'nın son yüzyılı, yaşanan savaşlar ve toplanan ağır vergiler nedeniyle halk bitkin, askere çağrılanlar gidiyor ve dönmüyor, devlet otoritesi zaafa uğramış. Bu şartlarda bir toplumsal hayat sürerken, efeler aslında bir dönem için artık şikayet merkezi haline dönmüş. Şikayetleri alan, çözen, zulme, işkenceye, haksızlığa başkaldıran, bunun sonucunda silahlanıp dağa çıkan, fakiri fukarayı koruyup gözeten, zalimleri tepeleyen, gerektiğinde de memleketin menfaatleri uğrunda vatan savunmasına koşan insanlar olarak tanımlanıyor.



Burada eşkıya ile gerçek efeleri de özellikle ayırıyor yazarımız. Aslında halk da bunu ayırmış. Vatandaş, bölgede çetecilik, eşkiyalık yapanlara, yani halka zulmedenlere 'Çalıkakıcı' demiş. Ama bu saydığımız özellikleri taşıyanlara da efe demiş, baştacı etmiş. Aradaki farkı ayırmış. İngilizlerin Robin Hood'ları varsa, bizim de efelerimiz varmış.



Kitabın ana eksenini oluşturan husus, efelerimiz Yunanlıyı burada öyle çakmış, öyle çivilemişler ki, en az 15 ay Yunan ordusunun Ege'nin iç kısımlarına oradan da Orta Anadolu'ya yani Ankara'ya girişini engellemiş. Bu esnada da düzenli ordu kurulmuş ve bizim Yunanlıya karşı taarruzlarımızın başlaması sağlanmış. Buradaki en önemli husus, düzenli ordunun kurulmasına fırsat vermek. Ankara'ya kazandırılan bu çok önemli zaman ve Millî Ordu'nun kurulması, bir şekilde Köşk-Umurlu hattında oluşan cephe sayesinde olmuş.



İşte yazarımız Esat Avcı özellikle bu bölgenin, Umurlu-Köşk hattı cephesinin yaşadıklarını da burada tarihe not düşerek anlatıyor.



Esat Bey'e gerçekten Türk Ocağı olarak Türk kültür hayatına böyle bir eser kazandırdığı için şükranlarımızı sunuyoruz. Ben özellikle gençlerimize ve çocuklarımıza Cumhuriyet tarihini anlayabilmek için Millî Mücadele'yi ve özellikle Aydın bölgesini anlamak için Aydın Destanı'nı okumalarını tavsiye edeceğim bundan sonra.



Gerçekten kitaplığımızda bulunması gereken, çocuklarımıza bırakacağımız eserlerimiz arasında yer alması gereken bir kitap.”



Eyüp Doyuran'ın ardından konuklara hitabeden ve kitabında yer alan konular hakkında bilgi veren “Aydın Destanı”nın yazarı Esat Avcı, salonda bulunanlar tarafından ilgiyle dinlenen konuşmasının bir bölümünde özetle şunları dile getirdi:



“Yıllarca Aydın dışında görev yaptım. Aydınlının birbirini tutmaması, hemşehrilik gütmemesi hep dikkatimi çekmiştir. Askerde hep yalnız kaldım. Asker sonrası da görev yerlerimde hep yalnızlık çektim. Örneğin askerde 4 Kayserili, 3 Tokatlı kuzu sarması gibi biraradalardı. Ama ben bu hemşehrilik duygularını tadamadım. Arada hiçbir kötülük olmamasına rağmen birbirini tutmayan Aydınlıların bu aşırı bireyselliği beni her zaman rahatsız etmiştir. Bireysel olabiliriz ama biraz da yöresel olabilmemiz gerekiyor. Kayserili nasıl biraraya geliyorsa, dernekleri, vakıfları ile nasıl bir yığın faaliyetleri oluyorsa bizim de böyle olmalı. İstanbul'daki İzmir'deki Aydınlılar derneklerine gidin kimse yok. Bu da tarih bilincinin zayıflığından kaynaklanıyor bence. Aydınlı tarihini bilmiyor. Kurtuluş Savaşı'nda Yunan İzmir'e çıktı, Polatlı'da durduruldu, Büyük Taarruz ile geri gitti.



Tamam da, arada 20 aylık bir Umurlu Cephesi var, Aydın var. Yöreler kendilerinin yaşadıklarını, yaptıklarını çocuklarına, torunlarına aktarabilmeli. Gençler, çocuklar, hatta yaşlılar bile işgal yıllarını bilmiyor. Umurlu Cephesi diyorum bilmiyor. Benim dedelerimin, kendi dedesinin şehit olduğu yeri bilmemesi olağan karşılanamaz. Yıllarca bu konu yüreğimde kanayan yara oldu. Kitabın temasını oluşturdu bu düşünceler.”



İşgal yıllarında Yunan Ordusu'na kök söktüren efelerle ilgili birkaç anektod aktaran Avcı, konuşmasında şu çarpıcı ifadeleri kullandı:



“Herkes mahvolduk bittik diye yerine otururken, artık düşmanın kendisini süngülemesini beklerken, buna rıza gösterirken, Yörük Ali Efe'nin Malgaç Baskını ile çaktığı kıvılcımla Umurlu Cephesi oluşuyor. Atatürk daha 19 Mayıs 1919'da Samsun'a giderken oluyor Malgaç Baskını. Umurlu Cehhesi kurulduğunda Atatürk daha Sivas'a gelmemiş! Sivas'tan Ankara'ya geliyor, telgraf üzerine telgraflar gönderiliyor sürekli, 'Aman bırakmayın düşmanı, daha orduyu kuramadık' diye. 40 tane telgrafları var, kuryeleri var. Kuvayi Milliye'nin oluşumunda Umurlu Cephesi merkezdir.



Bunları bırakın Anadolu insanının bilmesini, Aydınlı bilmezse bu çok acıdır. Beni en fazla üzen şey bu aslında. Aydınlının bilmemesi kadar abes Bir şey olamaz. Bu kitabı özellikle kendi olanaklarımla hazırladım, bastırdım, her türlü ücretlerini ödedim. 500'e yakınını gençlerimize dağıttım ve dedim ki mutlaka oku.



Aydınla ilgili bir kitap yazarken ruh lazım ruh! Aydın en fazla şehit vermiş, çoluğunu çocuğunu, genç kızını, gelinini cephede kaybetmiş bir kent.”



Yunan Ordusu'nun işgal yıllarında Aydın halkına giriştiği insanlık dışı vahşet uygulamalarından da örnekler veren Avcı, şunları söyledi: “İşgal öncesinde birtakım haksızlıklara karşı çıkacak birilerine gereksinim vardı ve efelerimiz çıktılar.



En son vatanın savunulmasına gerek vardı, efelerimiz vatanımızı savundular. 20 ay Yunan'ı buradan bırakmadılar. Gelinlerimiz, genç kızlarımız erkek kılığına girip Umurlu Cephesi'nin çukuruna girdiler.



Yunanlılar Büyük Taarruz'un sonunda kaçarken herşeyi yaktılar. Bütün hayvanları katlettiler. Aydın'da ne hayvan, ne de ürün kaldı. Herkesin elinde avucunda nesi varsa, ne kadar ziynet eşyaları varsa aldılar, talan ettiler. Halktan tonlarca altın topladılar. Nereye gitti bu altınlar? Savaşın sonunda Aydınlının elinde avucunda, tarlasında evinde hiçbirşeyi kalmadı. İşgal ve savaş sonrasında Aydın'ın nüfusu kalmadı. Şehir boşaldı.



Ama Yunanlılar kaçarken gasbettikleri tonlarca altınla ve servetle Yunanistan'ı yeniden ayağa kaldırdılar. Aslında yenilgiden zararlı çıkmadılar, tam tersine işgal sonunda Aydın'dan, Ege'den zorla gasbettikleri, topladıkları tonlarca altınla, inanılmaz büyük servetle Yunanistan ayağa kalktı, zenginleşti ve refaha kavuştu.



Bunlar bilinmeli. Bunlar bilinmediği sürece aynı anlamda bu kitapları yazmaya devam edeceğim.”

AYDIN MÜCADELE'den

 

Hava Durumu
Anlık
Yarın
14° 29° 12°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
VİDEOLAR
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret134322