• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Buharkent-ziraat-odas%C4%B1-275153702604520/?fref=ts
BUHARKENT ZİRAAT ODASI

YAŞ SEBZE VE MEYVE RAPORU

 

YAŞ SEBZE VE MEYVE RAPORU Aralık-20081. Giriş

Dünya nüfusunun sürekli arttığı, buna karşılık tarım arazilerinin ve temiz su kaynaklarının giderek azaldığı yüzyılımızda,  gıda ve suya ulaşmak ülkeler için daha zor olacak ve tarım iki binli yılların en stratejik sektörü olmaya devam edecektir.

Genelde tarım, özelde yaş sebze meyve üretimi temel besin maddelerinin sağlanmasının yanı sıra sağlıklı beslenmenin de temini bakımdan hayati önem taşımaktadır. Günümüz yaşam koşullarında pek çok hastalığın ortaya çıkması ile birlikte sağlıklı beslenmeye yönelik ürünlerin tüketimi de hız kazanmıştır. Bu açıdan baktığımızda yaş sebze ve meyve yüksek oranda su, yaşam için önem arzeden mineraller, düşük oranda protein, karbonhidrat ve yağ içermeleri nedeniyle sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası haline gelmektedir. Ayrıca bünyelerinde antioksidanlar, bitkisel kimyasallar, diyet lifi gibi yararlı bileşenleri içermeleri nedeniyle de kronik hastalıklara karşı koruyucu özellik taşımakta, vücudumuzun zararlı maddelerden temizlenmesini sağlamaktadır. Nitekim yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda sebze ve meyve tüketimi kansere karşı korunmada oldukça etkin bulunmuştur.

 Yaş sebze ve meyvenin insan sağlığı ve ülke ekonomisindeki öneminin giderek artması ile talepte ve buna bağlı olarakta üretimde artış görülmektedir.  Ancak stratejik bir sektör olan tarımda üretimin artırılması tarımsal gelirlerin yükseltilmesi için yeterli değildir. Üretimin doğru yönlendirilmemesi halinde, pazarlama ve değerlendirme sorunu ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde özellikle yaş meyve ve sebzede, patates ve soğanda bu sorun zaman zaman gündeme gelmektedir.

Ülkemizde yaş sebze meyve sektörü için etkin bir pazarlama sistemi ve organizasyonun kurulamamış olması, mevcut sistemin ise aracılar tarafından kontrol ediliyor olması, hem ürün kayıplarına neden olmakta hem de üretici-tüketici niteliğindeki geniş toplum kesimlerinin çıkarlarını son derece olumsuz etkilemektedir. Hasat döneminde çok miktarda ürünün pazara çıkması, depolama olanaklarının yetersizliği, üreticinin içinde bulunduğu finansman olanaklarının yetersizliği, hasat döneminde fiyatların düşmesine ve üreticilerin önemli miktarlarda gelir kaybına uğramasına neden olmaktadır.

Ayrıca, tarım işletmelerinin büyük çoğunluğu ekonomik ölçeklere göre küçük ve çok parçalı araziye sahip, verimli üretim koşulları olmayan işletmelerdir.

2.Dünya Yaş Sebze Ve Meyve Üretimi

Dünyadaki duruma baktığımızda 2007 yılı verilerine göre toplam yaş sebze ve meyve üretimi 1.393.143.853 tondur. Dünyada toplam yaş sebze ve meyve üretiminin %64,1’ini sebzeler, %35,9’unu ise meyveler oluşturmaktadır.

Tablo 1. Dünya Yaş Sebze ve Meyve Üretim (2007).
YıllarSebze Üretimi (Mt)Meyve Üretimi(Mt)Toplam Üretim(Mt)
2000748.125.979472.600.919

1.220.726.898

2001779.358.331474.081.000

1.253.439.331

2002812.257.295484.134.641

1.296.391.936

2003841.460.320490.300.185

1.331.760.505

2004873.417.121511.513.857

1.384.930.978

2005891.182.896516.623.229

1.407.806.125

2006889.742.585496.351.369

1.386.093.954

2007893.432.504499.711.349

1.393.143.853

          

Kaynak:FAO

  

Dünya yaş sebze meyve üretiminde önde gelen ülkeler sırasıyla Çin (%39), AB ülkeleri (%8,9), Hindistan (%8,9), Amerika (%4,5), Brezilya (%3,3), Türkiye(%2,6), İran (%2)’dır. Bu veriler doğrultusunda ülkemizin dünya üretiminde oldukça öneli bir yere sahip olduğu görülmektedir. AB ile karşılaştırdığımızda, Türkiye’nin yaş sebze ve meyve üretimi AB’nin yaklaşık 3’te biri kadardır.

Muz, üzüm, portakal, elma, mandarin, armut, şeftali-nektarin, limon ve erik dünyada en fazla üretilen meyvelerdir. Patates, domates, karpuz, kabak, lahana, hıyar ve kornişon, kavun ve havuç ise  dünyada en fazla yetiştirilen sebzelerdir (İGEME 2008).

3. Türkiye de  Yaş Sebze Ve Meyve Üretimi

Ülkemiz sahip olduğu ekolojik yapı ve iklim özellikleri bakımından bazı tropik meyveler dışında birçok meyve türünün yetiştirilmesine elverişli olduğu gibi özellikle yaş sebze ve meyvede önemli bir potansiyele sahiptir.

2006 yılı TÜİK verilerine göre; ülkemizde tarımsal üretim yapılan yaklaşık 26 milyon hektar alanın % 3,3’ünü sebze,  %6’sını meyve (baharat ve içecek bitkileri hariç), %2’sini bağ, %2,8’ini zeytin alanları oluşturmaktadır. Tarımsal üretim yapılan alan içerisinde meyve, bağ ve zeytin alanlarının toplam payı ise %14’dür.

Toplam bitkisel üretim miktarı içinde ise sebze grubu % 32,5 pay alırken meyvelerin aldığı pay ise %15,6’dır. Toplam % 48,1’lik pay ile yaş sebze ve meyve bitkisel üretimde oldukça önemli bir yere sahiptir.

Tablo 2. Ülkemizin Toplam Sebze ve Meyve Üretim Miktarı(Ton)
Ürünler2004200520062007
Yumuşak Çekirdekliler2.513.450 3.046.300 2.442.778 2.925.773

Taş Çekirdekliler

2.931.900 3.260.500 3.462.767 3.038.999

Turunçgiller

2.707.500 2.913.000 3.220.435 2.988.664

Sert Kabuklular

592.000 835.000 997.713 881.841

Üzümsü Meyveler

4.220.600 4.660.675 4.866.977 4.484.667
Toplam Meyve12.965.450 14.715.475 14.990.670 14.319.944

Yaprağı Yenen Sebzeler

1.685.550 1.781.850 1.807.657 1.679.042

Meyvesi Yenen Sebzeler

19.769.000 20.776.500 20.419.952 20.099.626

Baklagil Sebzeleri

756.000 793.500 774.030 723.795

Soğansı,Yumru,Kök Seb(Patates veYer Elması Dahil)

7.787.060 7.056.367 7.056.114 7.212.354

Diğer Sebzeler  

142.012 154.012 191.405 207.204
Toplam Sebze 30.139.622 30.562.229 30.249.158 29.922.021
Yaş Sebze ve Meyve Genel Toplam43.105.072 45.277.704 45.239.828 44.241.965

Kaynak:TÜİK

 

Ülkemizde 2007 yılı itibarıyla toplam 44.241.965 ton olarak geçekleşen yaş sebze ve meyve üretimimizin 14.319.944 tonunu meyveler, 29.922.021 tonunu ise sebzeler oluşturmaktadır. 2007 yılı TÜİK verilerine göre toplam meyve üretimimizin % 31,3’ünü üzümsü meyveler, % 21,2’sini taş çekirdekliler, % 20,9’unu turunçgiller, % 20,4’ünü yumuşak çekirdekli meyveler, % 6,2’sini sert kabuklu meyveler oluşturmaktadır. Sebze üretiminin dağılımına baktığımızda ise toplam sebze üretimimizin % 67,2’ini meyvesi yenen sebzeler(Kavun ve karpuz bu grupta yer almaktadır), % 24,1’ini soğansı, yumru ve kök sebzeler(patates ve yer elması dahil), % 5,6’sını yaprağı yenen sebzeler, % 2,4’ünü baklagil sebzeleri, % 0,7’sini ise karnabahar, brokoli, kuşkonmaz, çerezlik kabak ile mantarın yer aldığı ise diğer sebzeler oluşturmaktadır.

  

Tablo 3. 2007 Yılı İtibarıyla Yaş Meyve Sebze Üretimi

MeyvelerÜretim(Ton)% PaySebzelerÜretim(Ton)%Pay
Üzüm 3.612.78125,2Domates9.945.04333,2
Elma 2.457.84517,2Patates4246207 14,2
Portakal 1.426.96510,0Karpuz3.796.68012,7
Zeytin 1.075.8547,5Soğan (Kuru)1.859.4426,2
Mandalina 744.3395,2Hıyar1.674.5805,6
Limon651.7674,6Kavun1.661.1305,6
Kayısı557.5723,9Patlıcan863.7372,9
Şeftali 539.4353,8Biber (Sivri)727.1902,4
Fındık530.0003,7Biber (Salçalık)674.7882,3
Kiraz398.1412,8Havuç641.9532,1
Armut356.2812,5Fasulye519.9681,7
Çilek250.3161,7Lahana (Baş)464.6451,6
Erik240.8741,7Biber (Dolmalık)357.2461,2
İncir210.1521,5Kabak (Sakız)267.1420,9
Muz189.1071,3Pırasa256.3970,9
Vişne180.9171,3Ispanak235.7310,8
Ceviz172.5721,2Marul (Göbekli)226.7230,8
Greyfurt162.6211,1Soğan (Taze)185.1400,6
Nar106.5600,7Marul (Kıvırcık)140.8080,5
Ayva95.0150,7Turp (Kırmızı)138.6150,5
Antep Fıstığı73.4160,5Karnıbahar135.1450,5
Dut61.6650,4Lahana (Kırmızı)101.6490,3
Kestane55.1000,4Bezelye87.7430,3
Badem50.7530,4Lahana (Yaprak)79.9900,3
Zerdali32.1600,2Sarmısak (Kuru)74.2900,2
Trabzon Hurması23.7130,2Balkabağı70.7400,2
Kivi15.2420,1Marum (Aysberg)60.5280,2
Yenidünya (Malta Eriği)12.4150,1Barbunya58.7100,2
Keçiboynuzu12.0970,1Maydonoz48.9720,2
Kızılcık9.7220,1Bakla43.2730,1
İğde4.3240,0Bamya36.9920,1
Muşmula 4.2170,0Enginar33.8070,1
Turunç2.9720,0Kabak (Çerezlik)31.2620,1
Ahududu2.1030,0Acur24.3580,1
Avakado9310,0Sarmısak (Taze)23.9050,1
   Mantar (Kültür)23.4260,1
   Brokoli17.3600,1
   Turp (Bayır)17.1960,1
   Kereviz (Kök)15.3480,1
   Börülce14.1010,0
   Nane9.3760,0
   Pancar (Kırmızı)8.5640,0
   Pazı6.4970,0
   Semizotu3.3110,0
   Dereotu2.6370,0
   Roka2.5570,0
   Kereviz (Sap)2.0680,0
   Tere1.9520,0
   Şalgam1.6280,0
   Lahana (Brüksel)1.3940,0
   Yerelması660,0
   Kuşkonmaz110,0
Toplam Meyve14.319.944100,0Toplam Sebze29.922.021 100,0
Kaynak:TÜİK

Yapılan araştırmalara göre  ülkemiz sebze tarımında son 20 yılda, ekim alanlarında % 35, üretim miktarında % 88 ve verimde % 39’luk artış olduğu görülmektedir. % 39 oranında sebze üretiminde verimliliğin artması, üreticilerimizin tarımsal gelişmeleri takip etmeye çalıştığının bir göstergesidir (ŞENİZ,V ve ark.).

Tablo 4. Seçilmiş Ürünlerde Yıllar İtibarıyla Üretim Miktarları(Ton)

Ürünler1998199920002001200220032004200520062007
Üzüm

3.600

3.400

3.600

3.250

3.500

3.650

3.500

3.850

4.000

3.613

Elma

2.450

2.500

2.400

2.450

2.200

2.600

2.100

2.570

2.002

2.458

Portakal

970

1.100

1.070

1.250

1.250

1.250

1.300

1.445

1.536

1.427

Mandarin

480

500

560

580

590

550

670

715

791

744

Limon

390

520

460

510

525

550

600

600

710

652

Şeftali

410

400

430

460

455

460

372

510

553

539

Armut

360

360

380

360

340

370

320

360

318

357

Kayısı

490

335

530

470

315

440

320

860

460

558

İncir

255

275

240

235

250

280

275

285

290

210

Kiraz

195

250

230

250

210

265

245

280

310

398

Greyfurt

100

140

130

135

125

135

135

150

180

162

Karpuz, Kavun

5.815

5.725

5.805

6.350

6.395

5.950

5.575

5.795

5.571

5.458

Domates

8.290

8.956

8.890

8.425

9.450

9.820

9.440

10.050

9.855

9.945

Patates

5.250

6.000

5.370

5.000

5.200

5.300

4.800

4.200

4.397

4.206

Kuru Soğan

2.270

2.500

2.200

2.150

2.050

1.750

2.040

2.070

1.765

1.859

Hıyar

1.475

1.650

1.825

1.740

1.670

1.780

1.725

1.745

1.800

1.675

Biber

1.400

1.462

1.480

1.560

1.750

1.790

1.700

1.829

1.842

1.759

Patlıcan

915

976

924

945

955

935

900

930

924

864

Taze Fasulye

455

471

514

490

515

545

582

555

564

520

Havuç

232

239

235

230

235

405

438

388

395

642

Kaynak: TÜİK

Yıllar itibarıyla iklim faktörlerinde meydana gelen değişimler, çeşitli hastalık ve zararlıların  etkileri, üretim desenindeki değişimler, ürünün özelliği nedeniyle var yılı ve yok yılı olmasına bağlı olarak  üretim miktarında  da çeşitli dalgalanmalar görülebilmektedir.  2004 yılında yaşanan patates siğili hastalığı nedeniyle patates üretim alanları daraltıldığı için üretimde de azalma meydana gelmiştir.  2004 yılında yaşanan doğal afetler nedeniyle çeşitli sebze ve meyvelerde üretimde düşüşler meydana gelmiştir. Yine 2006 yılında özellikle meyvelerde meydana gelen üretim azalmalarında don olayı etkili olmuştur. Muz, nar, avakado gibi ürünlerde ağaç sayısındaki artışa bağlı olarak üretimde de artışlar meydana gelmiştir.

2007 yılında duruma baktığımızda ülkemizde yeterli yağışın olmaması sebebiyle başlangıçta belirlenen meteorolojik kuraklık daha sonra tarımsal kuraklığa dönüşmüş, çiftçilerimiz birçok üründe çok önemli zararlarla karşı karşıya kalmışlardır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri dışında tüm bölgelerimizde kuraklığın etkisiyle birçok üründe önemli üretim azalmaları meydana gelmiştir. Birliğimizin tahminine göre kuraklığın tarıma verdiği zarar 5 Milyar YTL’ye ulaşmış, tarımda %7,3 oranında bir küçülme meydana gelmiştir. Bu durumdan yaş sebze meyve üretimi etkilenmiş, üretimde  % 2,2’lik bir gerileme meydana gelmiştir. 

Yetiştirilen yaş sebze ve meyve üretim durumu, ekolojik zenginliğimiz nedeniyle bölgelere göre değişkenlik gösterirken, kullanılan teknolojilere bağlı olarak da üretilen yaş sebze ve meyvenin verimliliğinde farklılıklar ortaya çıkabilmektedir. Bununla birlikte hastalık ve zararlılarla zamanında ve yeteri kadar mücadelenin yapılması, gübreleme, doğru tohum ve fide kullanımı, sulama ve iklim koşulları da yaş sebze ve meyve üretimini etkileyen faktörlerdendir.

Görüldüğü üzere yetiştirme tekniklerinin yanı sıra iklim değişiklikleri de her geçen gün kendini daha da hissettirmekte, doğal kaynakların etkin ve verimli kullanımının ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmış bulunmaktadır.

4. Türkiye’nin Yaş Sebze ve Meyve Dış Ticareti

4.1. İhracat

Ülkemiz sebze ve meyvede ihracat şansına sahip şanslı ülkelerden birisidir. Toplam yaş sebze ve meyve üretimimizin yaklaşık  %5’i ihraç edilmektedir.

Tablo 5.Yıllar İtibarıyla Yaş Sebze ve Meyve İhracatı
 200520062007
 Miktar(Ton)Değer(1000$)Miktar(Ton)Değer(1000$)Miktar(Ton)Değer(1000$)
Sebze

563.070

272.988

694.768

340.828

1.007.837553.063
Meyve

1.238.631

694.368

1.414.805

810.336

1.186.777918.520
Toplam

1.801.700

967.356

2.109.572

1.151.164

2.194.6141.471.583
Kaynak: AKİB

2007 yılı itibarıyla toplam 1,5 milyar dolarlık ton yaş sebze meyve ihracatımızın ürünler bazında dağılımına baktığımızda öne çıkan ürünler sırasıyla domates (% 22), limon (%13), mandarin (%11), kiraz-vişne (%10), üzüm (%9), portakal (%6), greyfurt (%5), biber (%5), hıyar-kornişon (%3), patates (%3),  soğan-şalot (% 2), kiraz-vişne (% 3), biber (% 3), hıyar-kornişon (% 2), şeftali (% 2), havuç-turp (% 2), ve patates (% 2), çilek (%1), incir (%1), nar (%1), şeftali (%1), kayısı(%1)’dır (AKİB 2007).

1,5 milyar dolarlık yaş sebze meyve ihracatımızın ülkeler bazında dağılımına baktığımızda en önemli pazarlar olarak karşımıza çıkan ülkeler sırasıyla Rusya Federasyonu  (% 34), Almanya (%11), Romanya (%9), Ukrayna (% 7), Suudi Arabistan (% 5), Bulgaristan (% 3), Hollanda (% 3), Polonya (% 3) ve İngiltere (% 3)’dir (AKİB,2007).

            Türkiye'de yaş sebze ve meyve üretimi miktar itibariyle oldukça önemli olmasına karşın, ihracatın üretime oranı çok düşüktür. Toplam yaş sebze ve meyvenin ancak %5’i ihraç edilebilmektedir. İhracata konu olan sebze ve meyve çeşitlerinin uluslararası piyasalarda talep edilen çeşitlere uygun olmayışı, üretimden tüketime miktar ve kalite kayıplarının yüksekliği bu yapının en önemli nedenleri arasındadır. Nitekim dış pazarlara dilimlenmiş ve soyulmuş yaş sebze ve meyveye olan talep giderek arttığından ülkemizde de bu yönde çalışmalara ağırlık verilmelidir. İhracat imkanları artırılması bakımından dış pazar talepleri dikkate alınmalıdır.

Rusya Federasyonu’nun 2005 yılının Mayıs ayında “Akdeniz Meyve Sineği”ni gerekçe göstererek ithalatı durdurması neticesinde yaşan krizin ardından, 7 Haziran 2008 tarihinde zirai ilaç kalıntısı gerekçesi ile ithalatı tekrar durdurmasının faturası gerek ülke ekonomisi gerekse üreticilerimiz açısından oldukça ağır olmuştur.

Rusya’nın uygulamış olduğu yasak sonucunda, başta üreticilerimiz olmak üzere ambalajcı, nakliyeci, ihracatçılar gibi sektörde faaliyet gösteren konu ile ilgili tüm taraflar bu durumdan ciddi olarak zarar görmüştür. Nitekim iç piyasada domates fiyatları 2 kuruşa kadar gerilemiştir.

Rusya Federasyonu yaş sebze ve meyve ihracatımızda önemli bir Pazar konumuna gelmiştir. AB’nin yanı sıra Rusya Federasyonu da gıda güvenliğine büyük önem vermektedir.

Dünya ticaretinde gıda güvenliği ve kalitesi gibi unsurların önemi gün geçtikçe artmakta hatta ticaret yapabilmenin ön koşulu haline gelmektedir. Ülkemizin sahip olduğu potansiyelin en iyi şekilde değerlendirilmesi ve ülkemizin dış pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlayarak, dünya pazarından aldığı payı yükseltmesi dolayısıyla ihracat imkanlarının artırılabilmesi bakımından izlenebilirlik, gıda güvenliği ve kalitesini sağlamaya yönelik sistemler devreye sokulmalı, bu kapsamda üretim yapılmalıdır.  

4.2. İthalat

Ülkemizde muz, hindistan cevizi, ananas, avokado armudu gibi yetiştiricilik imkanı kısıtlı olan veya yetiştiriciliği mümkün olmayan meyveler ithal edilmektedir. Dahilde İşleme Rejimi kapsamında gıda işleme sanayinin ihtiyaç duyduğu çeşitlerin temini ile birlikte sezon dışı talebi karşılamak amacıyla ithalat yapılmaktadır. Zaman zaman da re-export yapmak amacıyla yaş meyve-sebze ithal edildiği görülmektedir (İGEME 2008).

5.Yaş Sebze Ve Meyve Üretimini Etkileyen Faktörler

5.1. Tohumluk

Bitkisel üretimde verim ve kaliteyi doğrudan etkileyen faktörlerden bir tanesi de tohumluktur. Diğer bitki yetiştirme tekniklerindeki değişmelere fazla bağımlı olmayan ve karmaşık bir nitelik göstermeyen tohum teknolojisi, üretim üzerine olan etkisini oldukça açık, net ve doğrudan göstermektedir.

Dünyada ve ülkemizde ekim alanları giderek daralmaktadır. Ekim alanlarını artırarak üretimi çoğaltmak mümkün gözükmemektedir. Bunun sonucunda üretimi artırmanın tek yolu, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi tüm girdilerin en iyi şekilde kombine edilerek çiftçiye sunulmasıdır.

Şüphesiz bu kombinasyondaki en önemli unsur, kaliteli tohumluk kullanımıdır. Bilindiği gibi, tohumluğun verim ve üretim artışındaki payı ortalama % 25 civarında olup, bu oranı bazı durumlarda % 40’lara çıkarmak mümkün olabilmektedir.

Tablo 6. 1995-2006 Dönemindeki Bazı Türlerin Tohumluklarının

Üretim ve İthalat  Miktarları  (Ton)

 Sebze TohumluğuPatates Tohumluğu
ÜretimİthalatÜretimİthalat
1995

1.252

316

15.312

5.646

2000

855

1.140

23.275

15.524

2001

1.048

883

17.669

3.126

2002

1.249

1148

21.375

14.147

2003

992

764

27.885

7.570

2004

1.412

2.034

38.518

8.580

2005

1.942

1.691

63.901

9.712

2006

2.524

3.452

93.337

17.893

Kaynak :Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

Domates, hıyar, biber, karpuz ve kavun olmak üzere hibrit sebze tohumlukları ile patateste sertifikalı tohumluklarının yurt içi üretimleri yetersizdir.

En fazla ithalat patates tohumluğunda yapılmıştır. 1995 yılında 5.646 ton patates tohumu ithal edilirken, 2000 yılında 15.524 ton ithalat yapılmıştır. 2006 yılına geldiğimizde bu rakam 17.893 tona ulaşmıştır.  

Sebze tohumluğu ithalatına baktığımızda 1995 yılında 316 ton sebze tohumu ithal edilirken,  2000 yılında 1.140 ton ithalat yapılmıştır.  2006 yılına geldiğimizde ise bu rakam 3.452 ton olmuştur.

Ülkemizde örtü altında yapılan sebze üretiminde kullanılan tohumların tamamına yakını hibrit olup, büyük ölçüde İsrail, Hollanda, ABD ve Fransa’dan ithal edilmektedir. Araştırma Enstitülerimiz tarafından 30 civarında F1 hibrit sebze çeşidi geliştirilmiş bulunmaktadır. Ancak, bu çeşitlerimizin toplam tohumluk kullanımındaki payları halen % 2 civarındadır. Sebze türlerinin özellikle F1 hibrit tohumluklarının üretiminde özel sektörün büyük ağırlığı vardır ve üretimde olan çeşitlerin çoğu dış kaynaklı çeşitlerdir. Sebze çeşitlerinde hastalık, zararlı ve çevresel stres faktörlerine karşı dayanıklılık çok önemlidir. Geliştirilecek sebze çeşidinin verim ve kalite özellikleri yanında, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı olması da pazarda başarılı olması için gerekli unsurlardandır.

Bu nedenle; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından Ocak 2004 de “Türkiye F1 Hibrit Sebze Çeşitlerinin Geliştirilmesi Ve Tohumluk Üretiminde Kamu – Özel Sektör İşbirliği Projesi”  uygulamaya konmuştur. Bu Proje ile araştırma enstitülerinin uzman, laboratuar ve gen kaynaklarından yararlanarak, F1 hibrit sebze çeşitleri geliştirmek isteyen özel sektör firmalarıyla ortak çalışmalar yapmak amaçlanmıştır. Söz konusu proje ile; 10 yıl içerisinde ülkemizde kullanılan hibrit sebze çeşitlerinin yaklaşık % 30 ile % 50’sinin yerli hibritlerle yetiştirilmesini ve döviz miktarının yarıya yakın düşürülmesi planlanmaktadır.

Nitekim yerli tohumculuk endüstrisi geliştirilebilir, bu konuda dışa bağımlılık azaltılabilir, yerli üretim teknolojisi ihtiyaca cevap verebilecek hale getirilebilirse, tohumculuk sektörü ile ilgili verimlilik de artacaktır. Tohum fiyatlarının yüksekliği nedeniyle maliyetleri artan ve rekabet etmekte zorlanan çiftçimizin yanı sıra döviz kaybına uğrayan ülkemiz de yerli üretimin artılması halinde önemli faydalar sağlayacaktır.

Bu nedenle, tohumculuk sektörünün sürekli dışarıdan tohum ithal etmek yerine yeni çeşit geliştirmek için araştırma ve geliştirmeye yönelik olarak çalışmaları yapmak zorundadır. Bunun için başlangıçta Kamu Araştırma Kuruluşları, Üniversiteler ve tohumculuk kuruluşları arasında sıkı bir diyalog kurularak Kamunun Ar-Ge alt yapısından yaralanılmalıdır. Uzun vadede ise tohumculuk sektörü mutlaka Ar-Ge alt yapısını kurması yönünde özendirilmelidir.

5.2. Fide-Fidan

Ülkemizde sebze fidesi yetiştiriciliği, geleneksel yöntemlerle, üretici koşullarında yastıklarda, alçak plastik tünellerde üretilen topraksız fideler ile ısıtmasız seralarda yoğun iş gücüne dayalı olarak torba ve saksılarda yapılırken, son yıllarda tüplü sebze fidesi üretimi yapan kuruluşların faaliyete geçmesi ile sebze fidesi yetiştiriciliğinde önemli gelişmeler kaydedilmiş, fidecilik başlı başına bir sektör haline gelmiştir.

Fideciliğin yanı sıra meyve fidanı üretiminde de önemli ilerlemeler kaydedilmiş, meyvecilikte yaşanan gelişmelerin etkisi ile de fidancılık da önem taşıyan bir sektör olmuştur. Meyve ağaçlarının çok yıllık bitki türü olması nedeniyle bahçe tesisinde üzerinde titizlikle durulmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle, meyvecilikte kullanılan fidanların seçimine özen gösterilerek; kaliteli, bol ürün alabilmek için virüs ve virüs benzeri hastalıklardan ari, anaç-kalem uyuşması iyi, doğru anaç üzerine pazara uygun çeşitlerin aşılandığı, nematod, fungal hastalıklar gibi toprak kökenli patojenlerden ari, sağlıklı fidanlar ile bahçelerin kurulması sağlanmalıdır.

 Sertifikalı fidan kullanımı konusunda bilgilendirme ve yönlendirmedeki eksiklikler, fidan satışlarında yeterli kontrolün yapılamaması, ve sertifika etiketinin pahalı olması gibi nedenlerle sertifikalı fidan üretimi yetersiz düzeyde kalmıştır. 2001 yılından itibaren fidan üretimine yapılan desteğin kaldırılması da sertifikalı fidan üretimini olumsuz etkilemiştir. Bununla birlikte 2005 yılından itibaren sertifikalı fide-fidan desteğini verilmeye başlanması sevindirici bir gelişme olmuştur.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan Sertifikalı Tohumluk ve Fidan Desteği İle Patates Siğili Görülen Alanlarda Alternatif Ürün Desteği Hakkında 2005/20 No’lu Tebliğ’e göre yarı bodur kiraz, bodur elma, bodur armut fidanı ile bahçe tesis edenlere 160 YTL/da, bağ, üzümsü meyveler, çilek ve yarı bodur elma fidanı ile bahçe tesis edenlere 100 YTL/da, diğer meyve türlerine ait fidanlar ile bahçe tesis edenlere 30 YTL/da ödeme yapılacağı hükme bağlanmıştır. Desteklemeden faydalanabilmek için meyve ve asma fidanı için en az 5 dekar kapama bağ ve bahçe, çilek fidesi için de en az 3 dekar çilek bahçesi tesis edilmesi şartı getirilmiştir. 

Sertifikalı fidan kullanımının desteklenmesine  yönelik uygulama yayımlanan 2006/19 No’lu tebliğ ile devam edilmiştir. 2006/19 No’lu tebliğ çerçevesinde virüsten ari meyve fidanı ile bahçe tesisi için 300 YTL/da, zeytin, narenciye, nar, kivi, badem, ceviz ile bahçe tesisi için 250 YTL/da, diğer meyve türleri ile bahçe tesisi ve bağ tesisi için 200  YTL/da ödeme yapılacağı kararlaştırılmıştır. Bu tebliğde öngörülen desteklemelerden faydalanılabilmesi için bodur ve yarı bodur meyve fidanları için en az 5 dekar kapama bahçe, diğer meyve ve asma fidanları için en az 10 dekar kapama bağ ve bahçe, çilek fidesi için en az 3 dekar çilek bahçesi tesis edilmesi şartı getirilmiştir. Yayımlanan 2007/15 No’lu Tebliğ ile fide fidan desteklenmesinde değişiklige gidilmiştir. Söz konusu değişiklik ile birlikte sertifikalı fidan ve fide ile yeni tesis kurarak destekten yararlanacak üreticilerin kullanacağı sertifikalı tür ve çeşitlerin, araştırma kuruluşlarınca düzenlenmiş olan çeşit tavsiye listesine ve üretimine ihtiyaç duyulanlara göre Bakanlıkça belirleneceği, Bakanlıkça belirlenenler dışındaki tür ve çeşitlerin ise destekleme kapsamı dışında tutulacağı kararlaştırılmıştır. Alınan bu kararın ardından gemlik çeşidi zeytin için 45YTL/da, sertifikalı antep fısıtığı anacı ile bahçe tesisi için 50 YTL/da destekleme tutarı belirlenmiştir.

          Üretimin bölgeler ve ihtiyaca göre yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Nitekim, üreticilerimiz uygulanan destekleme politikaları doğrultusunda yayımlanan tebliğler ile yönlendirilmekte ve bu doğrultuda da yatırım yapmaktadırlar. Bu gibi kararların üreticilerimize zamanında duyurulması büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde yatırımını yapmış ve yatırım kararı içinde olan üreticinin olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır. Nitekim zeytinde çeşit ayrımı yapılmadan dekara 250YTL verilmiş daha sonra gemilik çeşidi için verilen destek 45YTL/da düşürülmüştür.

          Sertifikalı fide fidan desteklemesine 2008/40 nolu tebliğ ile devam edimiştir. Öngörülen desteklemelerden faydalanılabilmesi bu tebliğde de yine bodur ve yarı bodur meyve fidanları için en az 5 dekar kapama bahçe, diğer meyve ve asma fidanları için en az 10 dekar kapama bağ ve bahçe, çilek fidesi için en az 3 dekar çilek bahçesi tesis edilmesi şartı getirilmiştir. Destekleme tutarlarına baktığımızda  virüsten ari meyve fidanı ile bahçe tesisi için 200 YTL/da, narenviye, yarı bodur ve tam bodur meyve fidanı ile bahçe tesisi ve narenciye bahçelerinde aşılanma ile çeşit değiştirme için 150YTL/da, diğer meyve türleri ile bahçe tesisi ve bağ tesisi için 120 YTL/da, zeytin fidanı ile bahçe tesisi için 100, zeytinde gemlik çeşidi için 40 YTL/da, sertifikalı antep fısıtığı anacı ile bahçe tesisi için 30 YTL/da destekleme tutarı belirlenmiştir.

Bir önceki tebliğe göre destekleme tutarlarındaki değişime baktığımızda türlere göre değişmekle birlikte %60- %11’e varan oranlarda düşüş görülmüştür.

Karaların zamanında duyurulması yanında üreticilerin bilgilendirilmesi de oldukça önem taşıyan bir diğer konudur. Ekonomik önemini kaybetmiş çeşitlerin neler olduğu, türler ve çeşitler bazında çeşit tavsiye listeleri hakkındaki bilgiler ile bölgelere göre tavsiye edilen çeşitlerin fidan üretiminin ne durumda olduğu, talebin karşılanma durumu hakkında üreticilerin bilgilendirilmesi,  üretimin zamanında ve doğru yönlendirilmesi gerekmektedir. Hedeflenen sadece üretim artışı olmamalı, artan üretimin nasıl değerlendirileceği üzerinde de önemle durulmalıdır.

Sertifikalı fidan kullanımının taşıdığı önem dikkate alındığında, araştırma enstitüleri ile ziraat fakültelerinin ortaklaşa yürüteceği çalışmalar sonucunda geliştirilen hastalık ve zararlılara dayanıklı, iklim ve toprak koşullarına en iyi uyum sağlayan çeşitler üreticilere tanıtılmalı ve üreticilerimizin bu fidanları temin etmesi sağlanmalıdır.

Genellikle tohum fide–fidan temininde üreticilerin bayiler ve firmalar tarafından yönlendirilmektedir. Bu yönlendirme sonucunda ekolojik koşullara uygun olmayan çeşitlerin tavsiye edilmesi üreticilerimizin mağduriyetine neden olduğu gibi, çeşit enflasyonuna da yol açmaktadır.

Tohum, fide, fidan tedarikinde karşılaşılan bu sorunların giderilmesi bakımından kuruluşlar arasındaki koordinasyon sağlanarak, denetim, eğitim ve yayım hizmetlerinin daha verimli hale getirilmesi gerekmektedir.

 5.3. Hormon Kullanımı

Birim alandan yüksek verim elde edilen alanlardan biri de örtü altı yetiştiriciliği yani seralarda yapılan üretimdir. Seralar, açıkta yetiştiriciliğe göre 2-5 kat daha fazla ve kaliteli ürün elde edilmesine, ürünlerin yetiştirme devresinin uzatılmasına, pazarda devamlı ürün bulunmasına ve arz kontrolüne imkan sağlamaktadır.

         Örtü altı yetiştiriciliği açıkta yetiştiriciliğe göre farklı uygulamaları da  beraberinde getirmektedir. Nitekim bunlardan biri de hormonlardır. Hormonlar bitki bünyesinde üretildikleri gibi, sentetik olarak da elde edilebilmektedir. Sentetik olarak elde edilen ve bitkide hormon etkisi gösteren maddeler ise “Bitki Gelişim Düzenleyicileri” olarak tanımlanmaktadır.

Örtü altı yetiştiriciliğinde yani seralarda doğal mevsimin dışındaki zamanlarda yetiştirilen ürünlerde tozlanma ve bunu takip eden döllenme olaylarında zaman zaman problemler ortaya çıkabilmektedir. Düşük sıcaklık ve düşük ışık şiddetinde seralarda çiçek tozu oluşamamakta, çiçek tozu oluşsa bile bunların da canlılığı az olmaktadır. Bu durumda ekonomik olarak ürün elde edebilmek için tozlanma ve döllenmeye yardım etmek gerekmektedir. Ülkemizde kış aylarında ekonomik nedenlerden dolayı ısıtma yapılamayan seralarda meyve tutumunu yani döllenmeyi sağlamak amacıyla bitki gelişim düzenleyicilerin (hormonlar) kullanımı kaçınılmaz olmaktadır.

            Ülkemiz koşullarında enerji fiyatlarının oldukça yüksek oluşu nedeniyle seralarda ancak dondan korunacak düzeyde ısıtma yapılabilmektedir. Düzenli bir ısıtma yapıldığında  seralarda maliyetler büyük ölçüde artırmakta bu nedenle de yeterli düzeyde bir ısıtma yapılamamaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından yapılan bir araştırmaya göre ısıtmanın elektrikle yapıldığı seralarda elektrik harcamalarının toplam ürün maliyetinin %50’sine kadar çıktığı belirtilmektedir. Seraların ısıtılmasında kullanılan bir diğer enerji kaynağı ise LPG’dir. Yine  aynı birim tarafından yapılan araştırmada sebze üretiminde bir fide için toplam maliyetin %24’ünü LPG ile ısıtma giderinin oluşturduğu belirtilmektedir.

            Seraların ısıtılmasında ucuz enerji sağlandığı takdirde, normal bir çiçek tozu oluşturabilmek için bitkinin ihtiyacı olan ısı düzenli bir şekilde sağlanacaktır. Isıtma ile birlikte seralarda bombus arılılarının kullanımın yaygınlaştırılmasıyla da bitki gelişim düzenleyicilerin (hormonların) kullanımına da gerek kalmayacaktır. Seracılığın yapısı gereği hormonlar amacına uygun ve önerilen dozda kullanıldığı takdirde verimi artırarak, üründe kaliteyi yükseltmekte ve ürünlerin ihracat şansını artırmaktadır.

            Ülkemizde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın denetiminde olan hormonlar, yine Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı laboratuarlarda da hormon ve ilaç kalıntı analizleri yapılabilmektedir. Üreticiler tarafından çiçeklere uygulanan bitki gelişim düzenleyicileri (hormonlar) meyve hasat aşamasına gelen kadar parçalanmakta ve kalıntıya yol açmamaktadırlar. Ayrıca, hormonların tavsiye edilen ürünlerde ve önerilen dozlarda kullanılması durumunda, bir sağlık riski taşımadıkları konu ile ilgili uzmanlar tarafından dile getirilmektedir.

Uzman olmayan kişilerce, hormonların anlam ve öneminin yanlış değerlendirilmesine yol açan açıklamalar yapılması ile kamuoyunda haksız bir tedirginlik yaratılmaktadır. Tarım ürünlerinde görülen alışılmışın dışındaki her şekil, görüntü ve boyut hemen hormonla ilişkilendirilmektedir. Oysa ki, pazarda görülen her iri, değişik renk ve şekildeki meyve veya sebzenin hormonlu olarak nitelendirilmesi doğru değildir. Son yıllarda yürütülen araştırmalar sonucu sebze ve meyvede geliştirilen  yeni çeşitlerin ülkemizin ekolojik koşullarında üretilmeye başlaması  sonucu oluşan doğal görüntülerdir.

Ayrıca bitki gelişim düzenleyicilerin bilinçsiz veya yüksek dozda kullanılması bitkilerin gelişimini olumsuz yönde etkileyerek, bitkiye zarar vermektedir. Örneğin bilinçsiz ve yüksek dozda bitki gelişim düzenleyicilerinin kullanılması domateste meyvelerde iç boşalmasına ve kalitenin bozulmasına yol açmaktadır. Üreticilerimizin bin bir emekle ürettiği ürünün pazar değerini düşürecek bir uygulama içine girmesi düşünülemez bir durumdur.

Ülkemiz seracılığı büyük bir gelişme içerisindedir. Üreticilerimiz çok soğuk olmadığı müddetçe hormon kullanımından kaçınmaktadır.  Zaman zaman medyada yer alan asılsız haberlerin aksine üretici bilinci her geçen gün artmaktadır.  Artan üretici bilinci ile seralarda bombus arılarının kullanımı artmakta ve “İyi Tarım Uygulamaları (GLOBAL-GAP)” gibi uygulamalar giderek yaygınlaşmaktadır. 27 Aralık 2003 tarih ve 25329 sayılı  “Kontrollü Örtü Altı Üretimin Uygulamasına İlişkin Yönetmelik”  hükümlerinin üreticiler tarafından yerine getirilmesiyle de  daha bilinçli ve sağlıklı bir üretim gerçekleştirilmektedir.

Bu nedenle; AB sürecinde tarım politikalarının önemi ve tarım ürünleri ihracatımız  dikkate alınarak, üreticilerimizin mağdur edilmemesi, ülke menfaatlerinin korunması, tüketicilerimizin tedirgin edilmemesi ve bu konuda kamuoyunun doğru yönlendirilmesi gerekmektedir.

5.4. Tarımsal İlaç Kullanımı ve Kalıntı Sorunu

Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de tarımsal üretimde kimyasal mücadele yapılmakta olup,  Ülkemizin Rusya, AB ve bir çok gelişmiş ülkeye ciddi ölçülerde tarım ürünü dış satımımızın sürdüğü günümüzde, sağlığı, çevreyi ve dış ticaretimizi koruyabilmek amacıyla, tarım ilacı kullanımı gelişmiş ülkeler standartlarında, çok bilinçli ve kontrollü yapılması gerekmektedir.

Günümüzde AB ve ABD’de gibi ülkeler çevreyi ve sağlığı olabildiğince az etkileme potansiyelindeki “düşük riskli”  pestisitlere  yönelmektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda  Avrupa Birliğinde kullanılmayan  ancak Ülkemizde serbest olarak kullanılan aktif maddelerden 75 adedinin 01 Ocak 2009 tarihinden itibaren Tarım Bakanlığı tarafından imali ve ithali yasaklanmıştır. 

Bilindiği üzere, AB’de kullanılan aktif maddeler; zaman içerisinde aktif maddelerin toksikolojik, ekotoksikolojik yönden yapılan çalışmaları AB yeniden değerlendirmekte ve yapılan bu değerlendirmeler sonucunda aktif madde ya EK-1 güvenli listeye almakta veya kullanılmamaktadır.

AB‘de kullanılmayan ancak ülkemizde ruhsatlı bulunan 135 Bitki Koruma Ürünü aktif maddelerinden böylece 75 adedi yasaklanmış olup, 2009 yılı sonunda 6 aktif madde, 2010 yılı sonunda ise geriye kalan 54 aktif madde de yasaklanacaktır.

AB müktesebatına göre oluşturulan EK -1 listesi; zirai ilaçlar içerisinde bulunmalarına izin verilmiş aktif maddeler listesidir. AB müktesebatına göre ise; üye ülkelerde sadece EK -1 de yer alan aktif maddelerin formulasyonları ruhsat alabilmekte ve EK-1 için dosya hazırlayıp başvuran firmalar formulasyon ruhsatı alarak piyasaya ürün sürebilmektedir.

Ek- 1 listesinden çıkarılan ilaçların çoğunluğu; firmaların ekonomik değeri düşen  ilaçları pazardan çekmek istemeleri,  inceleme ve araştırma maliyetlerinin firmalarca üstlenilmemesi ve maliyetlerin yüksek olması sonucunda AB ülkelerinde ilaçların çok az kullanılması gibi nedenlerden oluşmaktadır. Bununla birlikte çevre dostu ilaçlarında üretiminin artırılması ve taleplerin bu yönde artması da bazı ilaçların EK -1 listesinden çıkarılmasına yol açmaktadır.

AB tarafından kullanılmayan ilaçların ülkemizde kullanılıyor olması yaş meyve sebze ihracatı sırasında sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. AB ülkelerinde kullanılmayan ilaçlarla ilgili  kalıntı ürünlerde çıktığı zaman ihraç edilen ürünümüz geri gönderilmektedir. İhraç ürünlerimizin geri gönderilmemesi için AB heyetinin ülkemizde yaptığı incelemeler sonucunda tespit ettiği ilaçlar Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yasaklanmıştır.

            Bilindiği üzere kimyasal tarım ilaçları (pestisitler); hastalık zararlı ve yabancı otların neden olduğu ürün kayıplarının önlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Kullanılan kimyasal mücadele ilaçları insan sağlığı, çevre ve doğal dengeyi olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle, bu tarım ilaçlarının dikkatli ve en az ilaç kaybına neden olacak şekilde uygulanması gerekmektedir.

Bu nedenle ilaç uygulamalarında amaca uygun ekipman seçimi seçilen ekipmanın kalibrasyonunun doğru yapılması, birim alana atılan ilaç miktarının gereğinden çok veya az olmaması ilaçlamanın uygun zamanında yapılması ilaçlama  maliyetini de azaltacaktır.

Yapılan araştırmalar, püskürtülen ilacın yaklaşık % 50-80’lik kısmının hedef yüzeylere ulaşamadığını, ya sürüklenme yoluyla hedef dışına taşındığını ya da aynı alan içerisindeki toprak yüzeyine ulaştığını göstermektedir. İlaç sürüklenmesi, ilaçlama sırasında veya ilaçlamadan sonra ilaçlamanın yapıldığı hedef alandan hedef olmayan bir alana doğru ilaç damlacıklarının hava içerisinde hareketi ciddi bir sağlık ve güvenlik problemidir. Sürüklenme yoluyla oluşan ilaç kayıplarını azaltarak püskürtülen ilaç damlalarının hedefte toplanma etkinliğini artırmak, ilaç tüketimini azaltarak ilaçlama maliyetini düşürmek amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Bu nedenle; çevreye olan risk potansiyelini en düşük seviyeye indirilerek ilaç kullanımında maksimum etkinlik elde etmek için yeni yöntemler ve ekipmanlar geliştirmek amacıyla üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde yapılan bu araştırmaların sonuçları üreticilerimize de aktarılarak, uygulanabilirliği sağlanmalıdır.

Ülkemizde güvenilir ve kaliteli ürünlerin üretiminde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Nitekim, tarladan sofraya gıda güvenliği politikası doğrultusunda Antalya İli Kumluca İlçesi pilot bölge olarak seçilmiş, “Tarımsal Ürünlerdeki İlaç Kalıntılarının Önlenmesi” isimli Proje hazırlanarak, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Kumluca Ticaret Borsası, Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası ile Kumluca Ziraat Odası Başkanlığı ile 23.08.2003 tarihinde bir protokol imzalanarak, proje uygulamaya konmuştur. Proje sonucunda bölgede yapılan analizlerde ilaç kalıntılarına rastlanmamış, 250 dekar olan kontrollü üretim alanı 1500 dekara ulaşmıştır. Sektörde kaydedilen ilerlemenin görülmesi açısından proje oldukça güzel bir örnektir.

Çevre, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen bir tarımsal üretimin yapılması, doğal kaynakların korunması, tarımda izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ile gıda güvenliğinin sağlanması amacıyla  yayımlanan İyi Tarım Uygulamaları Yönetmeliği ile de üretim yapan üreticilere görev ve sorumluluklar verilmiş olup, iyi tarım uygulamalarını uygulayan üreticiler ve üretici birlikleri tarımsal  desteklemelerden öncelikli olarak faydalandırılacaktır. Söz konusu yönetmeliğe göre de bitki koruma uygulamalarının kayıt altına alınması ve bitki koruma ve hayvan sağlığı ürünlerini tavsiyesine uygun olarak kullanılmasını öngörmektedir.

Bunula birlikte  Kontrollü Örtü Altı Üretimin Uygulanamsına ilişikin yönetmelk hükümlerinin  yerine getirilmesinin yanı sıra, “Bitkisel Üretimde Kullanılan Kimyasalların Kayıt Altına Alınması ve İzlenebilirlik Projesi”nin uygulanmaya başlanması ile birlikte güvenilir ürünlerin üretiminde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca 2007 yılında “Pestisit Kalıntı Denetim ve İzleme Programı” programı kapsamında, pestisit kalıntıları ile ilgili olarak alınan 15.921 numunenin analiz edildiği ve elde edilen analiz sonuçlarına göre limitin üzerinde kalıntı tespit edilen örnek oranının %1,7 olduğu ifade edilmiştir. Bu oranın AB ülkelerinde %4-6 arasında değiştiği belirtilmektedir.

Yapılan projelere ve analiz sonuçlarına bakıldığında ülkemiz sanıldığının aksine oldukça iyi bir durumdadır. Görüldüğü üzere ülkemizde kalıntı sorununu çözümü ve sağlıklı ürünlerin üretiminde oldukça önemli bir mesafe kaydedilmiştir. Yapılan çalışmaların kalıcılığının sağlanması, sürdürülebilir bir üretimin gerçekleştirilmesi için üreticilerin eğitimine gereken önem verilerek, eğitimin kesintisiz bir şeklide devam etmesinin yanı sıra piyasa denetimlerinin düzenli bir şekilde yapılması sağlanmalı, analiz loboratuarları sayı ve nitelik bakımından yeterli hale getirilmelidir.Ancak, Rusya ile 2005 yılında yaşanan krizin ardından Türkiye’den Rusya’ya yapılan domates, patlıcan, patates, üzüm ve limon ihracatımız zirai ilaç kalıntısı nedeniyle Rusya Federasyonu tarafından 7 Haziran 2008 tarihinden itibaren durdurulması ile birlikte kalıntı gile ilgili konular tekrar gündeme gelmiş, izlenebilirliğin ve denetimin ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.Yaşan gelişmeler doğrultusunda bitkisel ürünlerin üretiminden pazarlama aşamasına kadar geçen süreçte kullanılan Bitki Koruma Ürününün Zirai Mücadele Teknik Talimatlarına ve diğer kimyasalların teknik tavsiyelerine uygun ve kontrollü olarak kullanılmasını, Türk Gıda Kodeksi ve kalıntı değerlerine uygun bitkisel ürün arzını, tüketici sağlığı ve çevrenin korunması ile üründe izlenebilirliğinin sağlanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla “Bitkisel Üretimde Kullanılan Kimyasalların Kayıt Altına Alınması ve İzlenmesi Hakkında Yönetmelik” 4 Kasım 2008 tarih, 27044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelikle birlikte üretim aşamasında kullanılan ilaç, gübre, bitki gelişim düzenleyicilerinin hangi hastalık, zararlı, yabancı ot veya bitki besin elementi noksanlığı için kullanıldığı, kullanılan doz, uygulamanın ve hasadın hangi tarihte yapıldığına ilişkin kayıt tutma zorunluluğu getirilmiştir.

Yönetmelikle birlikte Bakanlık tarafından kayıt sisteminin kurulması, üreticiler tarafından kayıt defteri tutma zorunluluğu getirilerek ürün kimliği olmayan ürünlerin satışa sunulamayacağı hükme bağlanmıştır.

Yönetmelikte bitkisel ürünü toptancı, hal tedarikçisi, ihracatçı, kabzımal gibi toptan alanlara üreticilerden almış oldukları ürünleri üreticisine ulaşabilecek şekilde üretici bazında kayıt sistemini oluşturma ve işleme, tasnif veya paketleme yerlerinde barkod ve kimlik sistemini oluşturup bu sistemi de ürün ambalajına işleme zorunluluğu getirilmiştir.

Bilgilerin kayıt sistemine girilmesi, üreticiler tarafından tutulan kayıtların kontrolü ve denetimlerin yapılması, denetim sonuçlarına göre uygun olmayan ürünleri imha etme veya ettirme görevi de  İl ve İlçe Müdürlüklerine verilmiştir. Yönetmeliğin ticarete konu olan taze meyve ve sebze ürünlerine ilişkin hükümlerinini 1 Şubat 2009 tarihinde, diğer ürünlere ilişkin hükümleri 1 Şubat 2010 tarihinde yürülüğe girecek olup, sera ve örtü altı üretimine ilişkin hükümleri ise 4 Kasım 2008 tarihi itibarıyla  yürürlüğe girmiştir.Ancak  yönetmelikte bazı hususların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bilindiği üzere bitkisel üretimde kullanılan kimyasalların kayıt altına alınmasına yönelik çalışmalar başlatılmış bulunmakla birlikte, halihazırda ülke genelinde bir kayıt sistemi henüz kurulmamıştır. Kayıt sisteminin nasıl işleyeceği ise çok açık değildir. Örneğin üreticinin birden fazla alıcısının olması durumunda barkod sisteminin nasıl uygulanacağı,  her bir farklı alıcının aynı üretici için nasıl bir barkod  verceği, alıcılar arasındaki uyumun nasıl sağlanacağı da ayrıca netleştirilmelidir.Bir diğer husus da uygun olmayan ürünün imhasıdır. Yönetmelikte uygun olmayan ürünün imha görevi hem İl ve İlçe Müdürlüklerine hemde üreticiye verilmiş bulunmaktadır. İmha görevi üreticiden alınmalı, denetimi yapan kurum tarafından imha işlemi gerçekleştirilmelidir.

Yönetmelikte Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerinin görev sorumlulukları tanımlanmış olup, tutulan kayıtların kontrol edilmesi, tavsiyelere uygun olanların onaylanması, denetim amacı ile ürün numunelerinin alınarak analizlerin yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bilindiği üzere izlenebilirliğin sağlanmasında temel amaçlardan biri ham maddenin güvenilir üretilmesi ile geriye dönük olarak üretimden kaynaklanan hataların düzeltilmesini sağlamaktır. Yeterli denetimin yapıldığı varsayıldığında, üretim aşamasından sonra ürünün işleme, tasnif, paketleme depolama, pazar, market veya ihracat aşamasında tespit edilen olumsuzluklardan tekrar üreticinin sorumlu tutulması kabul edilemez bir durumdur.

Bitkisel Üretimde Kullanılan Kimyasalların Kayıt Altına Alınması ve İzlenmesi Hakkında Yönetmeliğin yanı sıra çalışmaları devam eden bir diğer konuda zirai mücadele ilaçlarının reçete ile satışıdır.  Kalıntıyı önlemek, ruhsatlı ilaç kullanımını artırmak, daha az ilaç kullanımını sağlamak amacıyla zirai mücadele ilaçlarının reçeteli satılması öngörülmektedir. Ancak yeterli denetimin yapılmadığı bir ortamda teşhis konmadan yazılabilecek reçeteler ilaç kullanımında karşılaşılan sorunların çözümüne katkı sağlamayacaktır.

Ülkemizin sahip olduğu potansiyelin en iyi şekilde değerlendirilmesi, halkımızın gıda güvenliğinin sağlanması,  ülkemizin dış pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlayarak dünya pazarından aldığı payı yükseltmesi, ihracat imkanlarının artırılabilmesi, yaşanan problemlerin kalıcı olarak çözümlenmesinin yanı sıra üreticilerimizin zan altında bırakılmaması, Ülkemizin itibarının zedelenmemesi yönünden izlenebilir bir üretim gerçekleştirilmelidir.

6. GLOBALGAP (EUREPGAP)

Gıda güvenliği ve kalitesi konusu çeşitli uygulamalarla dünya ticaretinin gündeminde yerini alırken, perakendeciler de üreticilerden kaliteli ürün talep etmeye başlamışlardır. Bu amaçla Avrupalı 14 gıda perakendecisinin Kasım 1999’da biraraya gelerek  EUREPGAP Protokolü hazırlamış olup, Avrupa Perakendeci Üretici Çalışma Grubu (The EURO-Retailer Produce Working Group-EUREP) olarak adlandırılan bu perakendeci oluşum İyi Tarım Teknikleri (Good Agricultural Practices-GAP) olarak adlandırılan uygulamayı başlatmıştır.

Yakın gelecekte Avrupa Birliği’ne yaş meyve ve sebze ihraç etmek isteyen ihracatçı firmalar ürünlerini EUREP-GAP kriterlerine göre ürettiklerini  belgelemek zorunda kalacaklardır.

Ana amacı, tarımsal kimyasalların kullanımının azaltılması olan EUREPGAP  protokolü, kayıt tutma, türler ve anaçlar, yetiştiricilik yapılan alanın tarihçesi ve idaresi, toprak ve yetiştirme yöntemi, gübre kullanımı, sulama, bitki koruma, hasat,  hasat sonrası uygulamalar, atık ve kirlilik yönetimi, yeniden işleme ve yeniden kullanma, işçi sağlığı-güvenliği-hakları ve çevreyle ilgili konuları açıklığa kavuşturmakta ve minimum standartları açıklamaktadır.

Günümüzde artık tüketiciler, gıdaların güvenli bir şekilde çevre dostu olarak, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyecek şekilde üretildiğinden emin olmak istemektedirler. EUREPGAP sayesinde tüketici, gıda ürününün üretiminin her aşamasının ulusal ve uluslararası  bütün gıda güvenilirliği standartlarına ve düzenlemelerine uyduğundan emin olabilmektedir.

Ayrıca, EUREPGAP sertifikası önde gelen gıda perakendecilerinin üreticilerden  minimum üretim standardı istemesi nedeniyle ihracatçının pazara girişi kolaylaşmakta, bu sertifikayla ihracatçının pazarda pozisyonu güçlenmektedir. EUREPGAP sekreteryası 7 Eylül 2007 tarihinde, tarımsal üretimde tüm dünyada geçerli olan gobal bir belgelendirme standardı haline geldiği için  EUREPGAP ismini ve logosunu GLOBALGAP olarak değiştirmiştir (SAYIN, C.).

GLOBALGAP protokolü  Avrupa Birliği ülkelerine ithal edilecek tüm yaş meyve  ve sebze ürünlerinde uyulması gereken bir ön koşul haline gelecek olup, üreticilerimiz ve ihracatçılarımız tarafından benimsenerek, gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Aksi takdirde ihracatta zorluklarla karşılaşmamız kaçınılmaz olduğu gibi, ihracatımızda büyük oranda azalacaktır.

Ancak, Ülkemizde GLOBALGAP sertifikasyonu yeni bir konu olması nedeniyle bilgilendirme çalışmaları da yetersiz kalmaktadır. Üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın GLOBALGAP ile ilgili bilgilendirilerek konunun önemi üzerinde durulan seminerler düzenlenmelidir.

Ülkemize istenen analizlerin yapılabileceği akredite olmuş laboratuarların eksikliği başlı başına bir problem teşkil etmektedir. Yapılması gerekli olan analizlerin yurt dışında yapılıyor olması maliyeti önemli ölçüde artırmaktadır.

Küçük üreticiler bir araya gelerek bir organizatör denetiminde tek bir sertifikaya dahil olabilseler de maliyetler oldukça yüksektir. Üreticilerin çoğunun küçük ve parçalı parsellerde üretim yaptığı ve kaynaklarının kıt olduğu düşünüldüğünde danışmanlık için ücret ödemesi mümkün olmadığı gibi kontrol ve sertifikasyon masraflarını da karşılaması oldukça zordur.

Üreticilerin eğitimi sınırlı sayıdaki firmalar dışında özel veya resmi kuruluşlarca ciddi olarak programa alınmamış olup, GLOBALGAP sertifikası almak isteyen üreticilerin teknik bilgi alabileceği kişi ve kuruluşların sayısı sınırlıdır.

            Çevre bilincinin giderek arttığı bir ortamda İyi Tarım Uygulamaları ile  sürdürülebilir bir üretim yapma imkanı doğacağından gelecek nesillere daha sağlıklı, yaşanabilir bir ortam bırakmak mümkün olabilecektir. Bu nedenle; konu ile ilgili gerek kamu gerekse özel sektör gereken hassasiyeti göstermeli, üreticilerin uygulamalar hakkında bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.

7. Organik Tarım

 Dünya’da 1980’li yıllardan itibaren ticari boyut kazanan organik tarım üretimi,  günümüze kadar hızlı bir gelişim göstermiştir. Ülkemizde başlangıçta sözleşmeli yetiştiricilik şeklinde Ege Bölgesinde yoğunlaşan üretim, daha sonra ülke genelinde yaygınlaşmıştır.

Organik tarım; ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren, kimyasal ilaç ve gübreleri kullanmaksızın izin verilen girdilerle yapılan, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim sistemidir (www.eto.org.tr). Bu üretim sisteminde her aşama kontrol altında olup, elde edilen ürün de sertifikalandırılmaktadır.

            Tanımdan da anlaşıldığı gibi organik tarım bir ürünün ekim veya dikiminden sonra hiçbir uygulama yapılmadan kendi haline terk edildiği bir üretim şekli olmayıp, farklı ilkeler öngören, dikkat, bilgi ve özveri gerektiren bir tarım şeklidir.

            İnsan sağlığının önemi ve çevre bilinicinin giderek arttığı günümüzde, gerek güvenli gıda tüketimi gerekse diğer canlılara zarar vermeyen, daha kontrollü bir üretimi öngören organik tarımsal üretim faaliyeti alternatif bir üretim şekli olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizde organik tarımsal üretim faaliyetleri tüm ülke nüfusunu besleyecek düzeyde değildir. Bu nedenledir ki konvansiyonel  tarımsal üretimin devam etme zorunluluğu bulunmaktadır. Konvansiyonel  üretim ile organik üretim birbirlerine karşı olmayıp, farklı üretim tekniklerinin uygulandığı üretim  şekilleridir.

            Ülkemizde dış pazar talepleri doğrultusunda 1980’li yıllarda başlayan organik tarım ürünleri üretimi, 2000’li yıllara gelindiğinde yeni bir boyut kazanmış; kuru incir, kuru üzüm ve kuru kayısı ile başlayan organik tarım ürünleri üretimi; bitkisel ürünler, işlenmiş gıda ürünleri ve diğer tarım ve gıda ürünleri olmak üzere geniş bir yelpazeye ulaşmıştır. İlk yıllarda sadece 8 ürün organik olarak üretilirken, 2007 yılında bu rakam 200’ü aşmıştır.

            Organik tarım ülkemizde hızlı bir gelişim göstermesine karşın, organik tarım alanlarının toplam tarımsal üretim alanı içerisindeki payı geçiş sürecinde üretim yapılan alanlarda dahil edildiğinde 2006 yılı verilerine göre  % 0,7’dir. Dünya’da organik ürünlere olan talebin giderek arttığı günümüzde bu oran oldukça düşüktür. Ülkemizdeki organik tarım alanlarının toplam tarım içindeki payının 2013 yılında %3 olmasının  hedeflendiği  Organik Tarım Strateji Belgesinde belirtilmektedir.

            Organik tarımın dünyadaki pazar payına baktığımızda 2005 yılında 33 milyar dolar olan organik ürün pazarının 40 milyar dolara ulaşması beklenmektedir (YUSSEFİ, M. ve WİLLER, H,2007). Verilerden de görüldüğü üzere dünyada organik tarım ürünlerine olan talep giderek artış göstermektedir.

            AB’inde çevre koruma, hayvan ve bitki sağlığına dönük kırsal kalkınma politikalarının öne çıktığı bir dönemde, organik tarım yaş sebze ve meyve sektöründe AB’ne uyum süreci içerisinde olan ülkemiz için bir avantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu avantajdan gereği gibi faydalanılabilmesi bakımından üreticilerimiz organik tarıma yönlendirilmeli, üreticimize ve ülke ekonomisine katkısının artırılması bakımından organik tarıma gereken önem verilmelidir.  

            8. Fiyat

            Üretimde meydana gelen dalgalanmalar ürün fiyatlarını direkt olarak etkilerken ihracatta yaşanan sorunlar da üreticiye yansımaktadır. Dolar kurundaki dalgalanmalar, ihracat iadelerinin açıklanıp açıklanmayacağından emin olunamaması, açıklanan ihracat iadelerinin ise dış piyasalarda fiyatlarda rekabet edecek şekilde belirlenmediğinden pazar ve fiyatlarda yaşanan sorunlardan en fazla etkilenen kesim yine üreticilerimiz olmaktadır.

            Ülkemiz tarımının genel sorunlarından biri olan üretim maliyetlerinin yüksekliği yaş sebze ve meyve üreticilerimiz  için de geçerli olup, diğer üretici ülkelerle rekabet edebilmemiz için maliyetlerin düşürülmesi gerekmektedir. Maliyetlerin düşürülmesi bakımından üretimde kullanılan  mazot, gübre, elektrik gibi temel girdilerdeki KDV oranı düşürülmelidir.

            Bazı yaş sebze ve meyve ürünlerinde ihracat iadeleri oldukça önem taşımakta olup, ihracat iadelerinin amacına ulaşabilmesi, ihracatçının önünü görebilmesi için, ihracatın gelişmesi için  ihracat teşvikleri yeterli miktarda, zamanında ve nakit olarak verilmelidir.

            9. Türkiye de Yaş Sebze ve Meyve  Pazarlama Sistemi

            Ülkemizde yaş sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi 552 sayılı Yaş Meyve ve Sebze Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye göre yapılmaktadır.

            Yaş sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesine ilişkin 552 sayılı yasa, 1995 yılında yürürlüğe girmiş ve uygulanmasındaki bir takım aksaklıkları gidermek amacıyla 1998’de 4367 KHK ile değişiklik yapılmıştır. Kanuni düzenlemeler yapılırken meyve ve sebze üretiminin artırılması, üreticinin sistemden aldığı payı artırırken tüketici fiyatlarının düşürülmesi,  yaş sebze ve meyvenin hal dışında pazarlanmasından doğan vergi kayıplarına engel olunması amaçlanmıştır.

            Son olarak  5 Mayıs 2007 tarih, 5652 sayılı “Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilerek Kabulüne İlişkin Kanun” ile 552 sayılı yasanın 17 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik sonucunda üretildiği  ile veya ilçe dışına sevkedilen malların satışa sunulacağı yer haline gireceği ve bunlardan alınacak belediye payının da malın satışa sunulduğu yer belediyesince tahsil edileceği hükme bağlanmıştır. Bu değişiklik belediye payın hem malın satın alıdığı ilin haline hem de  malın satışa sunulduğu ilin haline olmak üzere iki kez ödenme durumunu ortaya çıkarmıştır.

            Görüldüğü üzere yapılan düzenlemeler ile arzu edilen amaçlara ulaşılamadığı gibi üretici ve tüketici arasındaki fiyat farkı daha da açılmıştır.  

            Halihazırda bu pazarlama düzeninde pek çok aksaklık ve üreticimiz aleyhine işleyen durumlar söz konusudur. 552 saylı yasaya göre yaş sebze ve meyvenin toptancı halde satış zorunluluğu bulunmaktadır.

            Halde yapılan kesintilere baktığımızda % 8 komisyon,  komisyonun KDV’si (1,44), %2-15 belediye payı(hal içi %2-hal dışı %15), %2-4 stopaj(hal içi %2- hal dışı %4), bağkur pirimi %1, nakliye, hammaliye, yükleme boşaltma gibi diğer masraflar için %5 kesinti yapılmaktadır. Nakliye ücretleri ise measafeye göre değişim göstermektedir. Yapılan kesinti miktarlarının yüksek oluşu, üreticilerin eline geçen tutarı daha aşağı düşürmektedir.

            Ayrıca tüketicilere gıda taşıyan üreticilerimiz, komisyon, belediye rüsumu gibi çeşitli ödemelerini yapmasına, müstahsil yol belgesi (çiftçi belgesi) gibi  ilgili evraklarını temin ederek yetkililere ulaştırmasına karşın sanki kaçak mal taşıyormuş gibi sıkı yaptırımlara tabi tutularak, cezai müeyyide uygulanmaktadır. Para cezaları yanında beklemeden dolayı ürünlerde kalite kayıpları olmakta hatta zaman zaman ürünün tamamına el konulmaktadır.

            Yaş meyve sebzeyi kayıt altına alınmak ve kaçakların önlenmek üzere yapılan denetimlerde üretici zora sokulmamalı, denetimler etkinleştirilmeye çalışılırken üreticilerimiz mağdur edilememelidir.

            552 sayılı yasada belirtilen hedeflerin tam olarak gerçekleştirilmemesi ve günün ihtiyaçlarına cevap  verememesi neticesinde mevcut yasanın yeniden düzenlenerek “Sebze  Ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi Ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Tasarısı” Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanmıştır.

            Mevcut tasarıda yer alan düzenlemelere  bakıldığında toptancı hallerinin belediyeler ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulacağı, gerçek veya tüzel kişilerin toptancı hal kurabilmesinin yani özel toptancı hallerinin kurulmasının belediyelerin iznine tabi olacağı tasarıda yer almıştır.

            Tasarıdaki en önemli değişiklik hal dışında alım satım yapılabilmesinin sağlanmasıdır.

            Malların belediye sınırları içerisinde perkanede satışını yapanlardan bunların toptancı halden satın alındığının ya da toptancı hale bildirildildiğinin belgelenmesi halinde malların satışının engellenemeyeceği, bu mallar üzerinden de hal rüsumu alınmayacağı, toptancı hale girmeye zorlanamayacağı hükme bağlanmıştır.

            İşlendikten sonra tüketime sunulmak üzere sınai ürerim işletmelerince satın alınan mallar, ihraç edilmek üzere satın alınıp fiilen ihraç edilen mallar, Organik Tarım Kanunu kapsamındaki ürünler, üretici örgütlerince satılan mallar, üreticilerce üretici pazarında veya kendilerine ayrılmış özel satış yerleri dahilinde semt pazarında perakende olarak doğrudan tüketicilere satılan mallar, fatura veya müstahsil makbuzu ile doğrudan üreticilerden satın alınan mallar bildirme tabi mallar olarak belirlenmiştir.

            Fatura veya müstahsil makbuzu ile doğrudan üreticilerden satın alınan mallar için halihazırda yürülükte olan hal yasasına göre %15 belediye rüsumu tahsil edilirken tasarıda bu oran %2’ye düşürülmüştür. Toptancı halde satılan mallar için bu oranın %1 olarak uygulanması öngörülmüştür. 

            Kesintilerin üreticiden tahsil edilmesi nedeniyle üreticilerimizin eline geçen tutar daha düşük kalmakta, üretici değerinin altında ürün satmak zorunda kalmaktadır. Kesinti oranın düşmesine bağlı olarak üreticilerimizden tahsil edilen tutar azalacağından olumlu katkı yapacağı düşünülmektedir.

            Komisyoncular teslim aldıkları malların bedelini kanuni kesintileri düştükten sonra malın satış tarihinden itibaren 5 iş günü içerisinde üreticiye ödemek zorunda olup, mal bedelinini tam ve zamanında üreticiye ödenmesine ilişkin ispat yükümlülüğü de komisyoncu ve tüccara verilmiştir.

Tasarıda yer alan bir diğer düzenleme ise ürün künyesi tanımının mevzuta eklenmesi olmuştur. Künyenin açıklamasına baktığımızda malların üretim yerini, cinsini, miktarını, hangi üretici ve işletmeye ait olduğunu, varsa sertifika bilgilerini ve Bakanlıkça uygun görülecek diğer hususları ihitiva eden barkotlu etiketi veya bu bilgileri içeren belge olarak tanımlanmıştır. Üreticiler hariç satıcıların satışa sunulan malların künyelerini kap ve ambalaj üzerinde bulundurma zorunluluğu getirilmiştir. Nitekim bu hususus 4 Kasım 2008 tarihinde yayımlanan “Bitkisel Üretimde Kullanılan Kimyasalların Kayıt Altına Alınması ve İzlenmesi Hakkında Yönetmelik” ile de örtüşmektedir. Nitekim yönetmelik gereği üreticilerden almış oldukları ürünleri üreticisine ulaşabilecek şekilde üretici bazında kayıt sistemini oluşturma ve işleme, tasnif veya paketleme yerlerinde barkod ve kimlik sistemini oluşturup bu sistemi de ürün ambalajına işleme zorunluluğu bitkisel ürünü toptancı, hal tedarikçisi, ihracatçı, kabzımal gibi toptan alanlara verilmiştir.

Ayrıca iç piyasaya güvenilir ürünlerin sunulabilmesi bakımından toptancı halleri, halde işlem gören malların gıda güvenliği analizini Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının birlikte belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yetkilendirilmiş laboratuarlarda yaptırmakla görevli ve yükümlü kılınmıştır.

            Üreticilerin kendi ürettikleri ürünü semt pazarlarında satmasına imkan tanıyan ve genelge ile yapılan uygulamaya kanun tasarısında yer verilmiştir. Semt pazarında bulunan toplam satış yerinin en az %10’unun üreticilere ayrılması öngörülmüştür.  Ayrıca  üretici pazarlarının odalarımız talep ettiği takdirde beledeyler tarafından kurulacağı, hallede işyeri tahsisinde üretici örgütlerine öncelik tanınması ve %10 yer ayrılması da  tasarıda yerini almıştır.

            Üreticiler ile meslek mensupları arasında veya meslek mensuplarının kendi aralarında Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde Hal Hakem Heyetinin kurulmasının yanı sıra malların ticaretinin kanunun amacına uygun olarak yapılmasının sağlanması hususunda karşılıklı bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak, sorunları incelemek ve önlemleri tespit etmek, uygulamayla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği sağlamak amacıyla Toptancı Hal Konseyi oluşturulması da öngörülmüştür.

            Hal hakem heyetinde Ziraat Odalarımıza, Toptancı Hal Konseyine de Birliğimize yer verilmiştir. Sorunların karşılıklı görüş alışverişi içerisinde çözümlenebilmesi bakımından olumlu gelişmelerdir.

Tasarıda getirilen bir diğer düzenleme ise Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Hal Kayıt Sisteminin kurulmasıdır.

            Kanun tasarısında üretici ve üretici örgütlerine önem verilmesi,  kesinti oranlarında bir indirim öngörülmesi olumlu gelişmeler olarak değerlendirilse de sitemdeki işleyişte yer alan aracıların mevcudiyeti devam etmektedir.

            Kanunundan beklenen faydananın sağlanması, üretici ve tüketici arasındaki makasın azlatılması ancak ve ancak güçlü üretici birliklerinin ve örgütlü tüketilerin varlığı ile mümkün olacaktır.

            AB’inde 1962 yılında oluşturulan ve günümüze kadar yapılan değişiklikler de dahil olmak üzere uygulanan Yaş Sebze Meyve Ortak Piyasa Düzenini genel olarak değerlendirdiğimizde; üreticinin ürettiği üründen hak ettiği geliri elde etmesini, tüketicilerin de bu ürünlere makul fiyatlarla ulaşmasını, piyasada fiyat istikararının sağlanmasını, üretici örgütlerinin geliştirilmesi ve ve güçlendirilmesini, kaliteli, sürdürülebilir ve güvenilir ürünlerin üretilmesini sağlamak; sektörü daha rekabetçi bir yapıya kavuşturmak ve Birlik menfaatlerinin korunmasına yönelik düzenlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır.             Ayrıca AB’inde Ülkemizdeki gibi bir toptancı hal mevzuatı olmadığı gibi, yaş sebze meyvenin toptancı hale girme zorunluğu yoktur; halde de bir rüsum ödenmemektedir (KEFİ, S.).            AB’inde yaş sebze meyvede üretici örgütlerinin durumuna baktığımızda tüm sebze ve meyve üretiminin yaklaşık %40’ı,  1400 civarında üretici örgütü kanalıyla pazarlanmaktadır. Belçika ve Hollanda’da tüm sebze meyve üretiminin yaklaşık %70’i üretici örgütleri kanalıyla pazarlanırken bu oran İtalya’da %30, İspanya’da %50, Fransa’da % 55’dir (TKB).             Ülkemizde kanuni düzenlemelerden beklenen faydanın sağlanması, üreticilerin sahip olduğu hakları etkin bir şekilde kullanabilmesi, üretici ve tüketici arasındaki fiyat farkının azaltılması bakımından örgütlenme büyük önem taşımaktadır. Üreticilerimiz tam olarak örgütlenemediğinden herhangi bir pazarlık gücü de bulunmamaktadır. Üreticilerimizin hak ettiği geliri elde edebilmeleri bakımından üreticilerin örgütlenmesi için gerekli eğitim ve yayım faaliyetlerine ağırlık verilmeli, üreticiler özellikle pazarlama problemlerini çözmede örgütlenmenin önemi konusunda bilinçlendirilmelidir.

            İhracatta düzenli bir pazarlama organizasyonunun olmaması, talep edilen çeşitlerin zamanında, istenen kalite ve miktarda temin edilememesi, iklimsel değişikliklere bağlı olarak üretimde meydana gelen dalgalanmalar ihracatımızı olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ihracatçılarımızın kendi aralarında rekabete girerek çok parçalı olarak pazara girmeleri ihracat yapılan ülkelerdeki Pazar payının yeterince artırılmamasına yol açarken, mevcut pazarların da kaybedilmesine neden olabilmektedir. Bu olumsuzluklar doğal olarak üreticilerimize de yansımaktadır. Mevcut üretim potansiyelimizin ekonomik değer olarak ülkemize ve ülkemiz üreticilerine dönmesi bakımından ihracatımıza gereken önem verilmelidir.

            AB’ye yaş meyve sebze ihracatımızda büyük önem taşıyan GLOBALGAP protokolü ile, başta sebze ve meyve olmak üzere tarımsal ürünlerde aranan minimum standartların çerçevesi belirlenerek, İyi Tarımsal Uygulamalar sertifikalandırılmış olmaktadır. Büyük hipermarketler tarafından talep edilen bu sertifika, gelecekte AB’ye ürün satışımızın ön koşulu haline gelecektir. Ayrıca dünya ticaretinde kalite ve satandartların tarife dışı engeller olarak uygulamaya konduğu da dikkate alındğında, üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın bir pazarlama problemi yaşamamaları bakımından protokol hükümlerine uyumun sağlanması gerekmektedir.

            Ülkemizin dış pazara daha kolay ürün sunabilmesi bakımından üretimin tüketici talepleri doğrultusunda yönlendirilmesi sağlanmalı, dış pazarlar talepleri dikkate alınarak aranan çeşitlerin kaliteli bir şekilde üretilmesi sağlanmalı ve bu konuda üreticiler  yönlendirilmelidir.

            10. Sonuç Ve Öneriler

            Dünya nüfusu giderek artmaktadır. Önümüzdeki 30 yıl içerisinde dünya  nüfusunun 8 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünya nüfusundaki hızlı artışla birlikte gıda maddelerine duyulan ihtiyaç da yoğun bir şekilde artmış ve giderek de artmaktadır. Temiz su kaynaklarının giderek azaldığı, tarım yapılacak alanlarının giderek daraldığı, küresel ısınmanın önemli bir tehdit olduğu günümüz dünyasında en temel insan haklarından biri olan yeterli ve güvenli gıdaya erişim tüm dünya ülkelerinin en önemli öncelikleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda insanoğlunun var olabilmesi için ihtiyaç duyulan gıda maddelerinin üretildiği tarım sektörünün önemi daha da artmıştır.

            Tarım gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun  tüm ülkeler için vazgeçilmez bir sektördür. Gelişmiş ülkeler bugün bulundukları noktaya tarıma verdikleri önem sayesinde ulaşmışlardır. Genelde tarım, özelde yaş sebze meyve ülkemiz için hayati öneme sahip sektörlerdir.

            Sonuç olarak; tarım ekonominin anahtar sektörüdür. Kalkınmanın yolu ise ancak ve ancak üretmekten geçmektedir.

            Bu amaca yönelik olarak;·      Üreticilerimiz dünya ülkeleri ile eşit koşullarda rekabet ebilmesi için girdileri daha uygun fiyatla temin emesi sağlanmalı, gübre,mazot, elektrik gibi temel girdilerde KDV oranları düşürülmeli, düşük faizli kredi imkanları artılmalıdır.

·      Seralarda kullanılan elektrik ticarethane ve yazıhane abone grubundan tarifelendirilmektedir. Bilindiği üzere seralar özellikle yaş sebze üretiminin yoğun olarak yağıldığı yerler olup, istihdam yaratan, sanayiye ham madde temin eden, tarımsal amaçlı üretim faaliyetlerinin yapıldığı  işletmelerdir. Bu nedenle sera işletmelerinin indirimli tarifeden elektrik alması sağlanmalıdır.

·      Depolama yardımı yapılmalı, depolama kapasitesinin artırılması için daha fazla teşvik verilmelidir.

·      Ülkemiz yaş sebze ve meyve üretim potansiyelinin ülke ekonomisine ve üreticilerimize olan katkısının artırılması için  bilinçli üretim ve örgütlenme sağlanmalıdır.

·      Türkiye'de yaş sebze ve meyve üretimi miktar itibariyle oldukça önemli olmasına karşın, ihracatın üretime oranı %5’dir. İhracat imkanlarının artırılması bakımından dış pazar talepleri dikkate  alınarak ihracat imkanları artırılmalı,  ihracat iadeleri yeterli miktarda ve düzenli olarak verilmeli, hükümetler arası diyaloğa önem verilmelidir.

·      İç ve dış pazarlarda ürünlerin rekabet şansını artıran en önemi unsurlardan biri de ambalajdır. Bu nedenle ambalaj malzemelerinde standardizasyon ile  ambalaj malzemelerinin uygun fiyata temin edilmesi sağlanmalıdır.

·      Tohumda dışa bağımlılığımız nedeniyle fiyatların çok yüksek olması tohumluk maliyetlerini artırmaktadır. Yerli tohumculuk endüstrisi geliştirilebilir, bu konuda dışa bağımlılık azaltılabilir, yerli üretim teknolojisi ihtiyaca cevap verebilecek hale getirilebilirse, tohumculuk sektörü ile ilgili verimlilik de artacaktır. Yerli üretimin artılması halinde; tohum fiyatlarının yüksekliği nedeniyle maliyetleri artan ve rekabet etmekte zorlanan çiftçimizin yanı sıra döviz kaybına uğrayan Ülkemiz de önemli faydalar sağalayacaktır.

·      Tohumculuk sektörünün sürekli dışarıdan tohum ithal etmek yerine yeni çeşit geliştirmek için araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmalıdır. Bu amaca yönelik olarak  başlangıçta Kamu Araştırma Kuruluşları, Üniversiteler ve tohumculuk kuruluşları arasında sıkı bir diyalog kurulmalı,  Kamunun Ar-Ge alt yapısından yaralanılmalı, uzun vadede ise tohumculuk sektörü mutlaka Ar-Ge alt yapısını kurması yönünde özendirilmelidir.

·      Meyvecilikte kullanılan fidanların kaliteli, bol ürün alabilmek için virüs ve virüs benzeri hastalıklardan ari, anaç-kalem uyuşması iyi, doğru anaç üzerine pazara uygun çeşitlerin aşılandığı, nematod, fungal hastalıklar gibi toprak kökenli patojenlerden ari, adına doğru sağlıklı fidanlar ile bahçelerin kurulması sağlanmalıdır.

·      Genellikle tohum, fide ve fidan temininde üreticiler bayiler ve firmalar tarafından yönlendirimektedir. Bilgilendirne ve yönlendirmedeki eksiklikler sonucunda ekolojik koşullara uygun olmayan çeşitlerin tavsiye edilmesi üreticilerimizin mağduriyetine neden olduğu gibi, çeşit eflasyonuna da yol açmaktadır.

·      Tohum, fide, fidan tedariğinde karşılaşılan bu sorunların giderilmesi bakımından kuruluşlar arasındaki koordinasyon sağlanarak, denetim, eğitim ve yayım hizmetleri daha verimli hale getirilmelidir. Hedeflenen sadece üretim artışı olmamalı, artan üretimin nasıl değerlendirileceği üzerinde de önemle durulmalıdır.

·      Kullanılan zirai ilaçlarda dışa bağımlılığımız ve bilinçsiz ilaç kullanımı özellikle ihracatta büyük sorunlara yol açmaktadır. İlaç kalıntısından kaynaklanan sorunların giderilmesi için, üreticilerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve gereksiz kullanımlardan kaçınılması gerekmektedir.

·      Dünya ticaretinde gıda güvenliği ve kalitesi gibi unsurların önemi gün geçtikçe artmakta hatta ticaret yapabilmenin ön koşulu haline gelmektedir. Ülkemizin sahip olduğu potansiyelin en iyi şekilde değerlendirilmesi ve ülkemizin dış pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlayarak, dünya pazarından aldığı payı yükseltmesi dolayısıyla ihracat imkanlarının artırılabilmesi bakımından izlenebilirlik, gıda güvenliği ve kalitesini sağlamaya yönelik sistemler devreye sokulmalı, bu kapsamda üretim yapılması teşvik edilmelidir.

·      Ülkemizde akredite olmuş yeterli düzeyde rezidü laboratuarının kurulamamış olması dolayısıyla ürünlerimizin ilaç kalıntı kontrollerinin ihraç ettiğimiz ülkede yapılarak olumsuz sonuçlarla geri dönmesine sebep olmaktadır.  Bu nedenle, rezidü laboratuarlarının yaygınlaştırılmasının taleplere zamanında cevap verilmesi açısından çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Bu nedenele analiz yapacak laboratuarlarımız sayı ve nitelik bakımından yeterli hale getirilerek, akredite olmuş laboratuarlar kurulmalı, mevcut laboratuarların da akreditasyonu sağlanmalıdır.

·      Kalite ve standartlar dış ticaretimizde  tarife dışı  engeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaş sebze meyve ihracaat miktarının artırılması için alıcı ülkelerin  kalite ve standarlarla ilgili düzenlemeleri yakından takip edilmeli, üreticiler bilgilendirilmellidir.

·      Sektörde araştırma faaliyetleri gerek ziraat fakülteleri ve gerekse ilgili bakanlıklara bağlı araştırma kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Ülke genelinde Araştırma-Geliştirme çalışmalarına yeterince destek verilmemektedir. GSMH’dan AR-GE çalışmalarına ayrılan payın düşük oluşu sektörde faaliyet gösteren kuruluşların altyapı eksikliklerine neden olmaktadır.·      Kamu ve özel sektör işbirliği ile araştırma ve geliştirme çalışmalarına ağırlık verilerek, gerek pazar taleplerine uygun miktar ve kalitede üretim yapılması hedeflenerek, araştırma-yayım-üretici koordinasyonu daha etkin bir hale getirilmeli, eğitim faaliyetlerine gereken önem verilmeli, araştırma sonuçlarının uygulamaya aktarılması sağlanmalıdır.

·      Yeni Hal Kanunu Tasarısında semt pazarlarının 10’unun üreticilere ayrılması öngörülmektedir. Ancak halihazırda yürürlükte olan mevzuata göre  üreticiler sadece kendi semt pazarlarında şayet belediye yer ayırmışsa ürünlerini satabilmektedirler. Ancak belediyeler semt pazarlarında üreticiler için bir bölüm ayırmamışsa üreticilerimiz Pazar esnafı muamelesi görmekte ve cezaya maruz kalmaktadırlar. Yasa gereği Belediyeler semt pazarlarından ayrı bir gün üretici pazarı kurmakla görevlendirilmiştir. Ancak bu şart sağlanana kadar Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca yayımlanan genelge gereğince mevcut semt pazarının % 25’ini üretici pazarı olarak tahsis etmesi gerekmektedir. Üreticilerin, mevcut pazarlardan faydalanması uygulamasına devam edilmeli, üreticilerimiz zora sokulmamalıdır.

·      Tüketiciler gıda taşıyan üreticilerimiz komisyon, belediye rüsumu gibi çeşitli ödemelerini yapmasına, müstahsil yol belgesi (çiftçi belgesi) ilgili evraklarını temin ederek ilgililere ulaştırmasına karşın, ürünlerin nakli sırasında kontrol noktalarındaki belediye ekipleri tarafından sanki kaçak mal taşıyormuş gibi sıkı yaptırımlara tabi tutulmakta ve cezai müeyyide uygulanmaktadır. Para cezaları yanında beklemeden dolayı ürünlerde kalite kayıpları olmakta hatta zaman zaman ürünün tamamına el konulmaktadır.

·      Yaş meyve sebzeyi kayıt altına alınmak ve kaçakların önlenmek üzere yapılan denetimlerde üretici zora sokulmamalı, denetimler etkinleştirilmeye çalışılırken üreticilerimiz mağdur edilememelidir.

·      Yaş meyve sebzede üreticiden tüketiciye kadar uzanan pazarlama zincirinin kısaltılması için üretici birlikleri kanalıyla alıcı ve satıcı bir araya getirilmeli, “Sebze  Ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi Ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Tasarısı” bir an önce yasalaşmalıdır.

                         YARARLANILAN KAYNAKLAR 

AKİB, 2004, Antalya İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği “Türk Yaş Sebze–Meyvelerin Almanya’dan Görünümü” Konulu Panel Notları, 10 Haziran 2004, Antalya.

AKİB, 2007, Antalya İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği, Tarım Şubesi “Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Değerlendirme Raporu, Türkiye Geneli (2006/2007 Ocak-Aralık Dönemi)”.

Dünya Gıda, OKAY, G., TOPAL, D., EŞİYOK, F., EŞİYOK, D., “Sağlıklı Beslenmemizde Sebze ve Meyvelerin Önemi” Dünya Gıda, Sayı 2008/09, Eylül 2008.

İGEME,2008, KOÇ SUBAŞI, D. “Yaş Sebze Meyve”, T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi, 2008.

KAŞKA, N., GÜLERYÜZ, M., KAPLANKIRAN, M., KAFKAS, S., ERGİŞLİ, S., EŞİTKEN, A., ASLANTAŞ, R., AKÇAY, E. “ Türkiye Meyveciliğinde Üretim Hedefleri” Türkiye Ziraat Mühendisliği IV. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak 2005, Ankara, 519-594.

KEFİ, S., “Ülkemizde Yaş Sebze ve Meyve Pazarlamasında Toptancı Hal Sistemi ve AB Ülkelerindeki Uygulamalar İle Karşılaştırılması”, Sera Yatırımcıları ve Üreticileri Birliği, Anfaş FreshAntalya 2. Yaş Meyve Sebze, Lojistik ve Teknolojileri Fuarı, 27 Mart 2008, Antalya.

SAYIN, C., “EUREPGAP-GLOBALGAP Uygulamalarında Dünya, AB ve Türkiye Perspektifinden Genel Bir Bakış”, Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, İTU 2007, Antalya.

ŞENİZ, V. ve ark., ŞENİZ, V., ESER, B., DAŞGAN, Y., AKBUDAK, N., İLBİ, H., SÜRMELİ, N., BAŞAY, S., “Sebze Üretiminde Gelişme ve Hedefler” Türkiye Ziraat Mühendisliği IV. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak 2005, Ankara, 551-563.

II. Tarım Şurası Raporu., 29 Kasım – 04 Aralık 2004, Ankara.

Tarımsal Yapı 2006(Üretim, Fiyat, Değer), Türkiye İstatistik Kurumu.

TKB, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Strateji Gelştirme Başkanlığı, Ortak Piyasa Düzenleri Alt Çalışma Grup Raporları, Yaş Meyve Ve Sebze Ortak Piyasa Düzeni Alt çalışma Grubu Raporu, Ankara, Haziran 2006.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği “Zirai İktisadi Rapor 2001-2002”, Ankara.

“Türkiye’de Organik Tarım” Çiftçi ve Köy Dünyası, Sayı 234, Haziran 2004.

YUSSEFİ, M. ve WİLLER, H,2007, “The World of Organic Agriculture Statistics and Emerging Trends”, www.soel.de.

www.akib.org.tr

www.tarim.gov.tr

www.fao.org

 

TÜRKİYE ZİRAAT ODALARI BİRLİĞİ

 

GMK Bulvarı No: 25 06440 Demirtepe/ANKARA

Tel: 0312 231 63 00 Fax: 0312 273 50 27

Web: www.tzob.org.tr   

Email: ziraatodalari@tzob.org.tr

 

 

   
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 29° 12°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65693.6716
Euro4.31894.3362
VİDEOLAR
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret134257